Ana içeriğe atla

yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl.......................


yeni yıl; uzun zamandır "yeni umutlar" değil benim için... çünkü her yeni güne, yeni umutlarla başlıyorum ben; nietzsche'nin "umut işkenceyi uzatır" sözüne kulak tıkayıp, "ummaktır yaşamak" diyerek...

kabul ediyorum, zamanın kölesi olmuş, eskiyorum, azar azar da yenilenerek... ne yapalım, kural bu... lakin ben, aldığım yaşları yani eskiyişimi de seviyorum... kendi halimde, bazen ufak, bazen kocaman (evet, az oluyor bu) sevinçlerimle mutlu mesut yaşıyorum, acılarımı, hüzünlerimi de sahiplenerek...

kendi aynı kalıp da sürekli isim değiştirerek yenilendiğine inanmamızı isteyen zamandansa sadece sağlık ve huzur diliyorum; hem kendim, hem de sizler için... biliyorum, o kadar da insafsız değil...

hepinize sağlıklı, huzur dolu seneler...

Yorumlar

absalom dedi ki…
merci merci merciii :)
ben de carmene şahane bi yıl diliyorum.

niçe dangalağının umut konusundaki fikrinde sana sonuna kadar katılıyorum.
iris dedi ki…
:)) teşekkür ederim vronskyciim :)) hepimiz için şahane bi yıl olsun :))

üniversitede nietzsche'yle ilgili bi ödev hazırlamıştım, o zamandan beri birçok sözüne kulak tıkıyorum :D
absalom dedi ki…
:))

ben de baya bi uğraşmıştım gençkene.
fikirlerine nerdeyse yarı yarıya katılmam.
ama nedense bi sempati duyuyorum abiye.

at arabasında kırbaç yerken hali hariç hahaaa.
hala inanaımyorum carmen aşk koca feylosufu bile ne hale getiriyo ya.
evlerden ırak :)))
iris dedi ki…
:)) bende sempati neyin kalmadı kendisine karşı, nötrüm :D

ahaha ayh, bir an gözümün önüne geldi de ıhh ıhh :D o bıyıklar falan :D bence de evlerden ırak :D

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...