Ana içeriğe atla

i hate mondays


blogcum, şimdi çok önemli bir konuya parmak basmak istiyorum... tatile doyamıyorum, dinlenemiyorum... bir dolu planım var, çok azını gerçekleştirebiliyorum... bu yüzden diyorum ki haftasonları 5 gün, haftaiçileri 2 gün olmalı, valla bak...
hatta karadutum da diyor ki hazır olaya el atmış, konuya da parmak basmışken günleri de 30 saate çıkarmalıymışım... 24 saat az geliyormuş yoğun programına...
tek başıma yapamam ama, yardım edersiniz di mi? olur di mi? hep birlikte bi el atsak? olmaz mı ki?

Yorumlar

aynı dertten muzdaribim ve bayıla bayıla da yardım ederim!!!olmıcak duayada amin derim=))
iris dedi ki…
ohh be, yalnız değilmişim :)) hep birlikte bi amin dersek, belki olur, olma mı :P
biz umalım,umut çalışanın ekmeği nasılsa:)
Alper Akpınar dedi ki…
sen ruhunu kapitalizme çoktan satmışsın. haftaiçi ne demek ki? hatta işgünü diye bir kavram var, hayatımda bu kadar saçma bir şey duymadım. bence her gün tatil olmalı, hem tatilde çalışınca da mesai ücreti yatar ekstradan, oh mis.
iris dedi ki…
çok ayıp bana yafuu, çok utandım ben şimdi...
hep tatil olsun! olsunn amaaa :D

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...