Ana içeriğe atla

?!?!?!?!?!?!?!?!


geçenlerde bir arkadaşla konuşurken konu ilişkilere geldi... yok sevgilisi kilo almış, yok saçını kestirmiş, kız dediğinin saçları uzun olurmuş, hep onun istemediği şekilde giyiniyormuş, yok bilmem neymiş... off bir dünya şikayet saydı, haliyle kaydedemedim hepsini zihnime...

ve şu koca çenemi tutamadım yine... "tamam o senin istediğin gibi olmuyor da sen onun istediği gibi misin acaba?" dedim, yine başladı bir dünya şey saymaya... "bunlar sana göresi, ona göresini sordun mu?" dedim, "ne gerek var ki?" dedi... "yok artık öküz!" dedim... cidden dedim, aynen böyle... gerçi öküze de ayıp oldu ama, ağzımdan çıktı bir kere...

bu muhabbetlere sinir oluyorum! ilişki dediğin karşılıklı yaşanıyor be apti! her şey senin istediğin gibi olsun, her karar sana göre alınsın, oldu paşam; başka?!

kızı tanımam etmem, hatta görmüşlüğüm bile yok... ama... ilişkiye başlarken sorun yok, kızın her şeyi güzel, beyimiz ayılıyor, bayılıyor; vakit geçtikçe o'su var, bu'su var liste yapıyor... sonra da tanıdık tanımadık herkesin yanında her şeyi döküyor ortaya ki, bilmeyen kalmasın, yandaş bulsun!..

tamam, napalım, hepimizin asi ve aksi yönlerimiz, egolarımız, isteklerimiz var... bazen hepimiz çekilmez oluyoruz... rahatsız olduğun şeylerde sırası gelir uyarırsın, tartışırsın, hatta kavga edersin (yürümüyorsa da biter yani, ne olacak? sanki dünyanın sonu?)... ama önemli olan onu "o" olduğu için sevmek değil mi? her şeyiyle, her haliyle... ya da bu konuda ben mi çok romantiğim?! yok be, sorumu geri alıyorum, hiç de romantik değilim... olması gereken bu... gayet de realistim...

ayrıca konu açılmışken; sinir olurum, "beni neden seviyorsun?", "bende ne buldun?", "benden daha iyileri/güzelleri/yakışıklıları varken neden ben?" sorularına... te allam yaa bu soruların muhatabı her zaman ben olmasam da, bunları duyduğum an şöyle ağzının ortasına okkalı bir tokat yapıştırmak geçiyor içimden... önemli olan hep daha iyisi, daha güzeli mi?! eğer öyleyse bu arayış hiç bitmez; daha iyisi, daha güzeli hep bulunur... aradıktan sonra...

offf... gece gece... nerden girdim bu konuya?! arkası yarın olsun (ya da olmasın, bilmiyorum)

şimdi benim için en iyisii; uyku kardeşim ver eliniiii...

Yorumlar

absalom dedi ki…
hahahhaaa
ben öküze öküz demem
öküz benim olmayınca :)))

öküze öküz dedin demek carmen çok ayıp çok ayıp :)

böle ulu orta anlatmak hoş değil amma,
şunu kaçırıyo olabilir misin?
bazı kızlar ilişki ilerleyince ya da evlenince bırakıverirler kendilerini.
artık eskisi kadar dikkat etmezler kendilerine...
bakımlarına...
ki bunu yapan çok insan evladı tanıyorum.

ayrıca niye böle yaparlar ki alla alla.

:)
Yiğit dedi ki…
ilişki dediğin karşılıklı yaşanıyor be apti!:))) dimi yaa:))
iris dedi ki…
yiğit, di valla ama pek fark eden yok galiba ;))
iris dedi ki…
:))) di mi absalomcum, çok ayıp banaa :))
ahahah ben öküze öküz demem, öküz benim olmayınca :D tabii canım, direkt sahiplenmek gerek :P
bu arada kız öyle bakımsız falan değilmiş, gören arkideşler gayet hoş olduğunu, bizim öküz kaşınıyomuş sadece :P
iris dedi ki…
absalomcum yaa şimdi okudum da yorumumu ahaha o sıra kafam meşguldü galiba, aklımdan geçirmişim de bazı kelimeleri, yazıya geçirmeyi unutmuşum :))
gerçi temem itiraf ediyorum, seni denedim... medyumluğun essahtan var mı, zihin okuyabiliyon mu felan :P
neyse, sadede geleyim, cümlemi tamamlayayım;
bu arada kız öyle bakımsız falan değilmiş, gören arkideşler gayet hoş olduğunu söylüyorlar, bizim öküz kaşınıyomuş sadece :P

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...