Ana içeriğe atla

anons


yazarınız resmen tembel hayvan oldu sayın seyirciler!
işten geldi, yemek yedi, mayıştı, karadutuyla uykudan konuştular, sonra uykuya daldı...
yeni kalktı bu yazar bilokcan, rüya bile gördü hatta... ama hala mayışık, hala karışık, hala uykulu bakıyor dünyaya...
bir dolu işi var... yok be abartıyor, o kadar da çok yok, yapsa bitecek... ama yapmak istemiyor. vicdanıyla çekişiyor...
yapıcak ama, valla bak... bırakmaz o işini yarım... tembel hayvanmış! pehh diilsin işte, aslansın, kaplansın sen... vınnnnnnnnn.....

Yorumlar

Desperate Housewife dedi ki…
sınav haftasında olan bir öğrenci olarak halinizi anlayabiliyorum :)

p.s: sanırım karadut çok yakın arkadaşınız. eğer o da sizin gibi espriliyse onu da blogger aleminde görmek isteriz :)
iris dedi ki…
halimizi anlayanların olması ne güzel :)) biz, bize benzeriz efem :))

karadut çok yakın arkideşim... ayrıca söyledikleriniz için teşekkür ederim :) karadut yazıyordu da eskiden, bir sapıkçığın dadanması sebebiyle bloğunu kapattı...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...