Ana içeriğe atla

Yayınlar

Huzursuzluğun Kitabı - Alıntılar

(İsmiyle müsemma bir eser. Okurken huzursuzluğa gark olsanız da, hüzünlü şiirselliğine karşı koyamıyorsunuz.) "Ben, genellikle kendi derinliklerimde bile henüz tasarlanmamış eylemlerin, dudaklarımı uzatırken aklıma bile getirmediğim sözcüklerin, tamamına erdirmeyi umursamadığım hayallerin kuyusuyum. Ben, tam inşası sürerken inşa edenin düşünmekten bıktığı, oldum olası kendi yıkıntısından başka bir şey olmamış bir yapının yıkıntısıyım.""Biz, olmadığımız şeyiz, hayat kısa ve hazin.""Yaşamak bana, maddenin metafizik bir hatası gibi geliyor, eylemsizlikten kaynaklanan bir dalgınlık.""Geçmişim, olmayı başaramadığım her ne varsa onlarla dolu."

"Rüyasız bir uykudur unutmak."

"Hissetmek ne büyük bir ağırlık!"
"Bulutlar... İstemeden varım, istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum, birer hiç olan şeylerin ortasındaki soyut ve tensel noktayım – ki o şey…
Son yayınlar

Yeni Komşularımız: Cockatoolar

Geçtiğimiz gün uzun bir süreden sonra hava güzeldi. (Güney yarımkürede olduğumuz için kış aylarını yaşıyoruz şimdilerde.) Biz de havayı güzel bulunca bir süre balkon açık oturduk. Sonra bir cockatoonun balkona konup bizi seyrettiğini fark ettik. Her zamanki gibi, "Beslemeden olmaz." diyerek kuruyemiş getirdik ve öğrendik ki cockatoolar kaju sevmiyorlar :( Ya da bize gelen arkadaşın damak zevkine hitap etmiyordu, bilemeyeceğim. Neyse ki badem seviyormuş da kısa sürede kanka oluverdik ve biz kerizlerin badem ikram ettiğini öğrenen diğer cockatoolar da balkona akın etti (ve tabii ki badem bitti.)



Yeni komşularımız gerçekten çok aşırı tatlılar. Tek sıkıntıları sesleri kötü, her sabah onların bağırmalarına uyanıyoruz. Ne yapalım, o kadar kusur kadı kızında da olur diyor, en kısa zamanda didiklenmeden göbüşlerine yumulabilmeyi umut ediyoruz :)





Sıcak Külleri Kaldı - Alıntılar

"İster siyasal, ister parasal olsun, iktidar kirletir"“Sevinçler ortaktır, acı yalnız çekilir,” derdi Ömer. Acı, paylaşmaya çalıştıkça büyüyen bir duygu, deneyimle biliyor.""Zafer haklı kılar, yenilirsen haksız olursun.""Ölüm gibi, acı da paylaşılmıyor. Nasıl herkes kendi ölümüyle ölürse, herkes kendi acısını kendi başına, yapayalnız taşıyor.""Fırtınanın ortasında dalgalarla boğuşurken sandalı nasıl yapmak gerektiğini düşünemezsin, bunun için daha sakin bir liman gerekir.""Biz kadınlar garip yaratıklarız. Her aşkın, her ilişkinin bir simgesi vardır. Gerçek ihanet yeni bir ilişki değil, o simgenin başka bir erkeğe teslim edilmesidir."“Ne kadar çok şey hatırlıyorum. Sanki bütün yaşamım hatırlamaktan ibaret.” İçine umutsuzluk doluyor. Yaşlanmak bu belki de. Geleceği düşünmek yerine geçmişi hatırlamak...""Soruların cevabı yok. Soruyu sorduğun anda işin bitmiş demektir. Çözümsüzlük, cevabı bulamamakta değil, soruyu sormuş olm…

“S”essiz

Zamanın geçişini gördüm; içimde onlarca insan öldü, hepsini teker teker gömdüm. Sonsuz sandığım her şeyin “s”ni kaybettim. Benimsedim ve alıştım yalnızlığa.

Kimliksiz kalmayı diledim. Çırılçıplak kalacaktım; etiketsiz… Oysa sonra fark ettim ki, ismim bile etiketlerimden yalnız biriyken, anlamsızdı istediğim.

Sustum ve ağladım. Yanılttığım tar/lihimle başbaşaydım. “Farklı olacak.” diye emin olduklarımın aynılığını gördüm. Gözyaşım akarken kurudu, ben sanki büyüdüm.

Sana anlatmayı düşündüm… Yolları; dünyaya kara bir sakız gibi yapışmış olan adaletsizliği; çırpınışlarımızdaki acıyı, tekdüzeliği…

Sana anlatmayı düşündüm… Aşkın muhteşemliğini; sevginin belki daha biz doğmadan önce kalbimize yerleştirilmiş fünyesini; ilişkilerin bitişini; dileklerin ve hayallerin an be an tükenişini...

Sana anlatmayı düşündüm… Sonra, vazgeçtim… Aklımdan geçen her şeyi birer birer sildim. 

Kurtuluşun olmadığı bir tal/rihti yalnızlık. Ezeli ve ebedi bir mabetti, zamanın umarsızlığında. Benliğimizi kaplayan bir ava…

Kavuşmak Dileğiyle ❤️

Gregory David Roberts, Shantaram'da şöyle diyor:

"İlk başlarda birini gerçekten sevdiğimizde en çok korktuğumuz şey onun bizi sevmekten vazgeçmesidir. Elbette aslında korkmamız gereken ölseler de, gitseler de onları sevmekten vazgeçememektir. Seni hala tüm kalbimle seviyorum Prabaker. Seni hala seviyorum. ve bazen sevgili dostum, sana veremediğim bu sevgi nefesimi kesiyor. Şimdi bile kalbim zaman zaman sensiz hiçbir pırıltısı, kahkahası ve uykusu olmayan bir kederin içinde boğuluyor."


Bir süredir ben de aynı şeyleri hissediyorum, nefesim kesiliyor. Seni özlemediğim tek bir an yok ve yokluğun çok büyük bir alan kaplıyor. Uyurken ve uyanıkken, iş yaparken ve dinlenirken, hatta kısacası her an yanımda olmana o kadar alışmışım ki ne beynim, ne bedenim gittiğin gerçeğini kabul etmek istemiyor. Çok zor oldu seni o çöl sıcağında bırakıp üç kişi çıkacağımız yola iki kişi çıkmak. Şimdi senden 12.042 km uzaktayız. Seni doğduğun ve büyüdüğün o bahçeye gömebilmeyi çok isterdim. Olamad…

Yeni Başlangıçlar

Ne çabuk geçti zaman ve ne çok insan geçti hayatımdan.
Okurken, çalışırken, severken, sevilirken, özlerken, haksızlığa uğrarken, haksızlık ederken, terk ederken, terk edilirken, aldatılırken büyüdüm. Biraz sancılı oldu ama öğrendim. Kim olduğumu, ne istediğimi fark ettim. Pişman olmamı umanlara ve yaşadığım tüm olumsuzluklara rağmen pişman olmadım.

Uzun yolları aştım, tatil için bile hayalini kurmadığım bir ülkede üç yıl yaşadım. Oraya kendimi ait hissetmedim belki ama kendimi orada rahat hissettim. Güven duygusuyla tanıştım ve orayı sevdim. Sonra oradan da ayrıldım, çok daha uzun yolları aştım.

Hep çok bilinmeyenli denklemler yönlendirdi hayatımı. Sayelerinde belirsizliklere karıştım.

Çok değil, ama çok nitelikli kayıplar verdim. Yerleri doldurulacak kayıplar değildi, eksik kaldım. Kaybettiklerimi sevmeye devam ederken eksik kalmaya da alıştım.

Şimdi tam anlamıyla dünyanın öbür ucunda ve çok bilinmeyenli bir denklemin tam ortasındayım. Bu yeni başlangıç için heyecanlıyım. Buraya ait…

Tarık Akan'a Veda

bazı insanlar vardır, samimiyetine, doğruluğuna inanmanız için tanımanıza gerek yoktur. sadece bilirsiniz. 

tarık akan da o insanlardandı işte. size selam vermesi için sizi tanımasına gerek yoktu, göz göze gelmeniz yeterliydi. "ün"ü hazmedememiş kimileri gibi yapmacık, gurursuz ve büyük burunlu değildi. "halk"tı o... insandı... 

kendisiyle tanışma imkanım olmasına rağmen neden bilmem tanışmadım. bakırköy'de olduğu gibi, yıllarca bodrum'da da karşılaştık, bazı günler ailesiyle şahbaz motel'e gelirdi denize girmeye... çocuk halimle hayrandım, yetişkin oldum hayranlığım hiç azalmadı. siyasi tavrını, dik duruşunu gördükten sonra hayranlığım daha da anlam kazandı. 

hiç unutmam, gökyüzünün delindiği bir kasım günü bakırköy'de karşılaştık onunla. 2-3 metre aralıkla taksi bekliyorduk ve o benden önde duruyordu. o şemsiyesiz, ben şemsiyeli olduğum halde durdurduğu taksiyi bana gönderip kendisi o yağmurda beklemeyi seçti. öyle de nazik bir insandı. 

kazandıkların…