Ana içeriğe atla

MtL


mUtLuYum

MuTlUsUn

mUtLu

MuTlUyUz

mUtLuSuNuZ

MuTlUlAr

Yorumlar

Fısıltı dedi ki…
mutlu yıllar iris :) şimdi sana küçük bir soru mimlenmişim ben ama mimlenmek ne demek onu bilmiyorum:( susmalarıma gelip son yoruma bakıp nasıl ne diye mimlenmişim bakarmısın yüffen :)
deep dedi ki…
Mutlu yıllar iris,müzmin delilik geçmez ama yinede mutlu olucak çok sebep var yaşasın deliliğin şanlı tarihi bir sene daha eskidikmi ne:)
sevgiler..
iris dedi ki…
mutlu yıllar suskun güvercin :))
mutlu yıllar deep :))

eski deliler, yeni delilerden daha makbulmüş meğersem, o yüzden eskimek iyiymiş, öyle dediler bana :)

en güzel bişi, aklı selim olmak di mi ama ;))
Adam dedi ki…
yalnız, deliler çoğalırsa delilik sıradan hale gelir, dikkat!
ey aklı selimler, hayatı filimler yeni yılınız mutla dolsun.

dipzort: bir dahakine hangi fiili çekiyoruz hocam? :)
iris dedi ki…
:))

bir dahaki fiili henüz düşünmedim sevgili çekirgem, ben sana önceden haber ederim ;))

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...