Ana içeriğe atla

günün şarkısı; tasvir-i şikayet


cumartesi gecesi oya ve bora'yı disco kralı'nda gördüğümde yüzüme kocaman bir gülümseme yayıldı... uzun zamandır görmediğim dostlarımı görmek gibiydi... dost dedim de, günün şarkısı cicoma gelsin, çoooook senelik, eskimeyen dostuma :))

Yorumlar

iris dedi ki…
hııı hııım :) minicik ama ne güzel sivri dilleri varmış, ece gürsel'e giydirdikçe giydirdi :D
Griffith dedi ki…
iyi etmiş minik guşum. az bile yapmış ece gürsel'e.
iris dedi ki…
hahaa valla aynen :D çok eğlendim izlerken :D ya nette bazı dizi sitelerinde var tüm program, izle bence :D
deep dedi ki…
En sevdiklerim :D:D:Do kadar başkalarki iyiki varlar:):):)):
iris dedi ki…
kesinlikle :)) iyi ki varlar...
"sevmek zamanı"nı birbirlerinin gözlerinin içine bakarak öyle bir söylediler ki... aşkın canlı hali oydu işte... hep mutlu olsunlar :))
deep dedi ki…
başka bir boyuttan onlar o akdar farkında sözleri varki biçok şarkılarında,zaten durmalarıda bundan bence zamanlarını bekliyorlar,yeniden güzel bişilerle karşımıza çıkacakalrını düşünmekteyim bizatihi:D:D:D
iris dedi ki…
:D yeter bekledikleri çıksınlar ama artık :D özledik yafuuu :D

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...