Ana içeriğe atla

çocukluk


sınırsız hayalgücü, dilediğince soru sorabilme ve cevap alabilmek için ısrar etme hakkı, diz kapaklarımızdaki ve çeşitli yerlerimizdeki kabuklanmış, kabuklanmamış yaralar, içten gülümseyişler, samimiyet ve şaşırabilmek...

büyüdükçe ıssızlaşıyor ve çoraklaşıyoruz sanki... kendimizi adadığımız kariyerlerimiz, yaşam kavgamız sonucu hayalgücümüzün, düşlerimizin bereketi kaçıyor sanki... oysa ne güzeldi kimseyi umursamaksızın anlamsız dahi olsa sorular sorabilmek... ne güzeldi bir bulutun, bir uçurtmanın ardına takılıp amaçsızca koşabilmek, ağlamanın da gülmenin de hakkını verebilmek... ne güzeldi ota boka şaşırabilmek...

zaman biz büyüdükçe hesap soruyor sanki; yükünü bindirip omuzlarımıza...

özlediğimiz, andığımız günlerimiz… özgürlüğü yara kabuklarına yüklediğimiz günlerimiz…

Yorumlar

Fısıltı dedi ki…
ben pamuk şekeri gülümsememle duruyorum :) iyi geceler
büyüyememiş bir yanım ...
iris dedi ki…
:)) iyi geceler ki :))
bir yanımız hep çocuk kalsın ama ;))

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...