Ana içeriğe atla
kimi zaman bir kaçış olur gitmek, kimi zaman zorunluluk... nadiren içinde sevinç barındırdığı da olur (bkz: tatil).

giderken çengelli iğneler ilişir kalbimize; unutmamak için o uzak yollarda kalan ailemizi, sevgilileri, yarenleri... giderken teyeller atılır geleceğe; umutları yitirmemek için... ama hep şansı yaver gitmez insanın, bazen çengelli iğneler açılır, ruhuna batar, kanatır; bazen sökülür teyeller, gelecek tatlı bir düşe dönüşürken, geç(eme)miş acı, maziye kanar...

önce (g)ittin... şaşırdım, kabullendim, kan(a)dım...
sonra geldin... sevindim, heyecanlandım... içimdeki çocuk tutamadı sevinç çığlıklarını, yokluğunda sahiplendiğim tüm balonları gökyüzüne saldım, bayramımdın, anlamımdın...
zaman geçti, tarih tekerrür etti... bu defa kimse onu kabullenmedi... bitti... ayrı yönlere yürüyen iki yabancı gibi, gittik...

"bir bedeni o kıyısızlığa bırakma saati geldiğinde gitmek bir yalnızlıktır.

bütün gitmeler yalnızlıktır kalmaya göre..."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...