
yaşayan herkes gibi yalnız… bir senfoniye sığdırmaya çalıştığımız hayat. ve dünya; belki de hepimizden yalnız…
ne söylenebilir ki?
“yalnızlık baki sevgili”yse avuçlarımızda… ve herkesin güller gibi dikenleri varsa ve batıyorsa, kanatıyorsa… kimi zaman bilerek ve isteyerek; kimi zaman perişan, dikenlerinden şikâyet ederek… oysa hep aynı oyun değil mi oynadığımız?...
biz barbarlar… boşuna kan akıtmaktan, can acıtmaktan mutlu olan yaşamlar… “biz akıllıyız” diyerek kendimizi “öteki”lerden ayırdığımız hayvanlar…
vazgeçişler… artık bir önemi kalmayan hisler… ve zaman… kayıp giden, kayıp olan zaman… ve hep yalnızlıklara bulanan…
ne söylenebilir ki?
herkes memnunken halinden… ama boş yere şikâyet ederken, değiş(tir)mezken… söylenenlerin birçoğu uzun zaman önce yalan olmuşken… inanmaktan vazgeçmişken –öteki hislerde olduğu gibi – alevler sönüp kül olmuşken… gözler donuklaşmış; sevda sözleri kalıplaşmışken… artık aşklar birkaç güne sığarken… ceplerimizden paralar taşarken… ya da sırf bunun için her kötülük mübahken… ve insanlar etiketleriyle anılır olmuşken… bize ne olacak; hiç düşündünüz mü?
yalnızlıklarımızın arta kalan yanındaki o sevimli küçük çocuklar ne olacak? doya doya tatmaları gereken o yolculuklar? o düşsel sayıklamalar… ne olacak? yaşa(yama)dıkları aşklar… ya o akıllarına kazınan masallar… yamalanmaktan yorgun düşmüş hayaller… ne olacak?
önemi yok hiçbir şeyin sev(e)medikten ve sevil(e)medikten sonra. önemi yok, her birimiz eğreti maskeler ardına gizlenmeye çalıştıktan sonra…
farkında olsaydık o çocukları hapsetmeden, her aldığımız nefesi sonra verdiğimizin… farkına varsaydık, her şeyin bir an gelip de bittiğinin… ve en az yaşam kadar canlı olduğunun ölümün; yine de aynı olur muydu her şey? o zaman da böyle yalnız kalır mıydık; yaşanacak sevdalar geçerken göz önümüzden… ve o zaman da korkar mıydık bu kadar ölümden, yaşam denen o aldatmacaya inanıp?
yaşam ve ölüm… hayatın gerçekleri… birilerinin elindeki o ilahi terazi… bir gün geldiğinde – ki gelecek – terazinin “ölüm” denen kefesi; o zaman ne olacak? uğruna hayallerinizi yıktığınız, belki yıktırdığınız, benliğiniz ne olacak? üstelik son hep aynıyken… ve değişmezken… değişmeyecekken…
“yaşadıklarımız küçük müdür; hayat denen gerçekten?”
Yorumlar
terazinin öte yüzü
yazinizi alintilamis bulunmaktayim.Alinti blogunda yayinladim..Sorun olacak olursa
kaldiririm!
selamlarimla...
haber vermiş olduğunuza göre sorun yok efendim :)
sevgiler...