
yağmur dinmişti. toprağın ve denizin kokusu birbirine karışırken, ben etrafı seyrediyordum, ona en "ait" halimle... suskundum... gün batımı yakındı...
soru işaretlerim vardı... ben kimdim? yolculuğumun neresindeydim? sanki, çok bilinmeyenli bir denklemden ibarettim, tek gerçek vardı; adı bilinmedik bir tanrının kızıydım, denize sevdalı... sonra; bilinmezleri geçtim... derin derin soludum genzimi yakan havayı, yaşamaya başladığım yerde.
bindim rüzgarın salıncağına, savurdum yalnızlığımı... saçlarım uzadıkça uzadı... ruhumun ayazı dindi, soru işaretlerim silindi. usulca kapattım gözlerimi... önce yavaştı, sonra hızlandıkça hızlandı. kanatlanmışcasına özgürdüm gökyüzünde...
ve sonradan duyduğum -imrenerek izleyenlerin zihnindeki- şu resim; nereye bağlı olduğu meçhul bir salıncağın üzerinde kimliği belirsiz, etekleriyle saçları uçuşan, ikaros'u andıran bir kaçık... martılar etrafında pervane, rüzgar emrine amade... onca uzaktan görülmese de -kesin olarak hissedilen- yüzünde kocaman bir gülümseme...
Yorumlar