Ana içeriğe atla

anla(m)a(m)a


susarak anlatmaya çalıştıklarım vardı,
konuşmuyorum sandılar.
ben anlatamadım...
onlar anlamadılar...

Yorumlar

Merve Alanyalı dedi ki…
AYNEN!
Neden böyle olduk acaba? Öğrenemedik herkes gibi konuşmayı... :S
"Kızım konuş!" diye patlamıştı bi keresinde ebeveynlerimden bi tanesi, "Kaşından gözünden anlam çıkarmaya çalışmaktan yorulduk!"
iris dedi ki…
aslında biliyoruz, ama bunu tercih ediyoruz bence...
bazı şeyler kelimeye döküldüklerinde ya anlamlarını yitirirler, ya sertleşirler... bazen göremedikleri ya da belki görmek istemedikleri gerçek bu...
absalom dedi ki…
bak bi anlaşma yapalım carmen...
bana susarak bişi anlatmaya çalışma reca ederim.
çünkü anlamam.
baştan sölüyorum.

çok istediğim halde göslerimle bişiler anlatmayı beceremediğimden mütevellit...
anlama konusunda da acizim.

bıcır bıcır konuşarak anlaşalım.
ne güsel.

deal?
iris dedi ki…
:)) vronskyciim, kızdığım zamanlarda susarım... size henüz hiç kızmadım ki :) [ama emin olunuz, görseniz hemen anlarsınız kızgın olup olmadığımı:) ] bir de sanal ortamda susmam işe yaramaz ki...

tüm bu sebeplerden dolayı, anlaştık efem :))

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...