Ana içeriğe atla

günün şarkısı; her şeye hazırım seninle




sevdiklerimizin ve seveceklerimizin adları
ta başından yazılmıştır kalbimize
ve onları bulana dek savaşırız
bu karmaşık tutkular çemberinde
seni ilk kez görüyorum ama
sanki bir yerlerden hatırlıyorum

parlak bir ateşten çok sonra
arda kalan küller olsak da
her an ölmek için yaşasak
kıyısında sarp bir uçurumun
uçmaya hazırım inan seninle

zincirledin beni sevdama
aşk lanet yağdırsa vız gelir
acılara yoksulluğa tutsak
yeter ki benim olmayı dile
ben savaşırım senin yerine

yorgun kanatlar açılsa yeni yolculuklara
uçmak ne güzel, tutunabilmek bulutlara
bir tek ihanetin gölgesi düşemez
yaralarımı saran el girse de kanıma
her şeye hazırım seninle...

hiç hem de hiç umrumda değil
bir yarın var mı bizler icin
yarım kalmış bir şarkı olalım
kollarımdasın, benimlesin ya
gel de yok olalım şu an seninle...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...