Ana içeriğe atla

biri beni durdursun!


biri beni durdursun... valla bak...

sabah kesin kararımı verdim, hesapta dikkat edeceğim yediğime içtiğime...
hazır bu ayarsız enerji de bana yapışmışken, dedim spora başlayayım... başladım da... bütün gün gayet güzel beslendim... amaa n'oldu? sorarım size n'oldu?

mutfakta duran çikolata paketi, salonda oturan beni gıdıklamaya başladı... ama ne gıdıklama... "yapma" dedim, "etme" dedim, dinletemedim... olmaz ki efenim, yapılır mı bana bu terbiyesizlik?! ben de kızdım, gidip hunharca saldırdım çikolata paketine...

geriye kocamaan bir vicdan azabı kaldı...

Yorumlar

absalom dedi ki…
hahhaaa
künaydınnnnnn :))

çukulata yerken yüzün böle mi oluyo carmen :)))
valla böyleyse yemende bi sakınca yok kanımca pek şeker görünüyo ufaklık ehi.

anlamsız gülümsemek iyidir.
enerji iyidir.

şahane bi çarşamba olsun o zamanda.
iris dedi ki…
künaydınn ki absalomcuum :))

ıhh ıhh böyle olmuyo, iştee o yüzden yemek istemiyorum :P

hıı hııım enerjii iyidir
size dee ayarsız enerjilerr vee şahaaanee günler dilerim ki ;))

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...