Ana içeriğe atla

süslü olma sorunsalı


ey blogcum ben de artık süslü olmak istiyorum! ne bileyim topuklu ayakkabılar giyeyim, şık şıkırdım gezineyim... ama yok, olmuyor, eldeki malzeme bu!

bu konuda ve hatta pekçok konuda aynı kaderi paylaştığım bir dostum var, cimcim :) biz böyle gidip alıyoruz topukluları, şıkırdık giysileri sonra ne oluyor? onlar kutu bekliyor, dolap bekliyor, biz yine o rahat, sade giysilerimizi, ayakkabılarımızı giyinmeye devam ediyoruz... hani derler ya alışmadık şeyde don durmazmış diye, aynen öyle... sanki ne olacaksa!

yafuu bunları giyenlerin ne farkı var ki? giymek istiyorum ama, kendimi kadınsı hissedip çıkarıyorum, sanki herkeşler bana bakacak! manyak mıyım yafuu ben?! niye baksınlar?! dertleri mi kalmadı?! sonra bir de eğreti duruyor sanki... cimcimle konuşuyoruz, o da aynı şeyi söylüyor... geçen inat etmiş, giyinmiş, giymez olaydım diyor :)

ama alıştırmak da lazım bünyeyi... zor olacak ama giyelim be cimcim... gerçi nasıl olacak bilmiyorum ama :) yapalım bir değişiklik... biz de süslü olalım :P

Yorumlar

fulya dedi ki…
boşver cnm be nasıl rahatsan güzellik odur işte:)
iris dedi ki…
ya bu rahat halimi seviyorum da, her zaman uygun olmuyor :) yani nikaha, düğüne bile spor ayakkabı :D
fulya dedi ki…
hııı durum vahim diyosun yani:)düğüne müğüne lazım tabi haklısın.)
iris dedi ki…
hem de nasıl :) alıyorum, kutuda bekliyorlar :) sanki giyindiğimde "ben" olmuyorum :) ama hoşuma da gidiyor millette...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...