Ana içeriğe atla

bir ege gecesi


dün gece, ege'ye karşı bir terasta, iki kişilik bir sohbet esnasında, elimde dumanı tüten kahvemi yudumlayıp otururken düşündüm ki, yaşam ne acayip... hiç gitmeyeceğiniz yerler, hiç tanımayacağınız insanlar, asla yapmayacağınızı düşündüğünüz bir dolu şey aslında size hiç de uzak değil... ve yaşam sürprizlerle dolu...

şu an, karşımdaki manzara çok güzel, nicedir özlemişim. bu sakinliği, huzuru, doyasıya gülmeyi, sabahlara kadar sohbet etmeyi, gecenin karanlığındaki bu dinginliği, denizin dengesizliğini ve maviliğini, rüzgarın bu tatlı ürpertişlerini, özlemişim... burada, bu saatte düşlerin gerçeklere karışmasını...

rüzgar esiyor, deniz ve ağaçların hışırtısı birbirine karışıyor, ama ne tatlı... artık geceler serinlemeye başladı, şöyle inceden bir battaniye, bir şal istiyor beden. ama ruhum üşümüyor burada...

burada ruhum kanatlanıyor... yanaklarım tomurcuklanıyor... yüreğimde bir pıtrak, kendine yer edinmeye çalışıyor...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...