Ana içeriğe atla

bir çığlık, bir korku, bir karabasan


içimde büyüyen bir şey var;
bir çığlık
çıkmak istedikçe düğümlenen,
çıkmak istedikçe derine gömülen,
çıkmak istedikçe büyüyen...
boğmaya çalışır gibi beni
içimde büyüyen bir şey var;
bir korku
bir el boynuma sarılmış gibi
nefes alamıyormuşum gibi
dört başı mamur bir günde
on başlı, on hançeri tenimde hissediyormuşum gibi,
durmaksızın kanıyormuşum gibi...
içimde büyüyen bir şey var;
bir karabasan,
kimse beni görmüyormuş gibi,
kimse beni duymuyormuş gibi,
sesim çıkmıyormuş gibi...
içimde büyüyen bir şey var;
bir çığlık,
bir korku,
bir karabasan gibi
çözemediğim...

Yorumlar

ɢ э ɢ ʝ dedi ki…
Senin acil bi tatile ihtiyacın var İris :DD
iris dedi ki…
:D kesinlikle gegi... ama imkansız şu an için :D
ɢ э ɢ ʝ dedi ki…
Vallahi bilemeyeceğim artık ne zaman imkanın olur ancak görünen o ki korkutuyorsun beni :DD

Acele et lütfen İris :D

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...