Ana içeriğe atla

?!

hayat ne acayip be!
yaşamım koskoca bir han sanki... geliyorlar, gidiyorlar... kendi keyiflerince. herkes kendi k.çının keyfinde... beni düşünen yok! gerek de yok... ben kimim ki?
acı çekmişim, ağlamışım, üzülmüşüm, yıpranmışım, umurlarında değil... varlığım değersiz gibi... belki de hakkında çok da düşünülecek biri değilim... saf, bazen salak, çokça kendimim... farkındayım rahatsızlık veriyorum yaşamlarına...
var olmayan bir şeyi aradığımın farkındayım... nerede sizde insana değer verme, düşüncelere değer verme, kendinizden başka birisini önemli görme?! nerede?!
siz ancak oyuncak edebileceğiniz ahmaklara layıksınız! taştan yaratılmış olanlara, merhamet yoksunlarına... 3 dakikada "seviyorum" diyen ve 5 dakika sonra sevgisi bitenlere layıksınız...
bize de yazık... ey akıllanmayan aptal sürüsü... biz ne zaman bir şeyler yapacağız?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...