Ana içeriğe atla

Kayıtlar

"merhaba"ya dönüşecek bir "veda"

çok sevdiğim ve kendime anlamsız derecede çok yakıştırdığım ismimden vazgeçiyorum. hani bazen söylenecek çok şey vardır, ama susması gerekir insanın. bu da o anlardan biri. bir veda... bir başlangıç... yine, yeniden, karşılaşmak ümidiyle... dostluğunuz, yorumlarınız için hepinize binlerce kez teşekkür ederim... hoşça kalın... iris

gitti maaşım birkaç güzel topuk uğruna...

bu ara yine esti bana... normal şartlar altında hastayken dışarı çıkmaktan hoşlanmam. hele alışverişe gitmekten hiç! çünkü hiçbir şey beğenemem, yanımdaki her kimse onu kanser ederim. geçtiğimiz gün kuzen beni ayarttı. "hadi gel gidip ayakkabı bakalım." dedi. gitsem mi, gitmesem mi derken kendimi ayakkabıcımızda buldum... o muydu, bu muydu derken de bi baktım ki kasadayım... 4 adet ayakkabı, 2 adet de çanta almışım. bir maaşı ayakkabıya bağladım anlayacağınız... içime oturdu resmen! bu ay aç kalırsam, onları kemiririm artık :) eve geldiğimde "iyi ki hastaymışım" diye düşünmedim desem yalan olur :) kim bilir kaç maaşı bağlardım o zaman :)

Alıntı

Bazı kadınların şövalye sandıkları adamların, aslında alüminyum folyo ile kaplanmış denyo olduklarını görmeleri bayağı zaman alıyor. Küçük İskender

sevseydim seni...

bazen kıymetini bilmezsiniz sevenin... sizi sizden iyi bilendir... "arkadaş" dersiniz, "dost" dersiniz bir "sevgili" demezsiniz... üzülür, kırılır, uzaklaşırsınız birbirinizden. ama yine de çıkamazsınız hayatından. özlersiniz birbinizi. zaman geçer, konuşulmadan, görüşülmeden. sonra bir gün bir mail düşer, adresinize... utanacağınız, hayıflanacağınız, ağlayacağınız... "keşke"lerden dizdiğiniz kolyeyi, artık koparamayacağınız... "Kim bilir kaç kişi senin zarif hallerini sevdi Kaç kişi güzelliğini sevdi Belki gerçek aşkla; belki değil Ama bir tek kişi seni sevdi. Bir tek kişi değişen yüzündeki hüznü sevdi. (William Butler Yeats)" her şeyi geçtim, sırf bunun için sevseydim seni...

alıntı

taş toplamaya başladım, bağrıma basmak için sabır taşları. (latife tekin)

karışık

rüyalarım her zamankinden daha saçma. zihnim karmakarışık. düşünceler kördüğüm olmuş, uçları yok. her şey sanki birbirinin aynısı. yorgun ve tatsızım...

Hayat Ve Yahut (Z)amansız Gazel

Geçti zaman, hırpalandı (y)aralarıyla; döküldü kelebek kanatlarımın pulları… Geçti zaman, yaşım büyürken ve ufalırken hayallerimin çocuk yüzü geçmiş(t)e “düş”tü(ğü)m bir mask atölyesine h/yüzün yağıyordu. Parmaklarım kanıyordu üzerime yapıştırılmış etiketleri sökmeye uğraşırken. Ve yalnızlık senden yadigâr en dramatik hediyeyken, son (g)ünün canlanmaktaydı düşümde… Geçti zaman… Ama henüz geçmemişken, üşürdük –kırıldık– kimse anlamazken bizi. Çığlıklarla ve biraz da şımarıkça anlatmaya çalışırdık; zamanın hayâsızca ufaladığını hayallerimizi, lakin ya duymazlar, ya anlamazlardı, ya da duyup inanmazlardı bize… Yalnızca çocuktuk onların gözlerinde; hani şu “kral çıplak” diyebilen çocuklardan, bundandır ki korkarlardı bizlerden… Ve ağır gelirdi onlara gerçekler, bizse kendi başımıza d(üş[ür)ür] ezilirdik. Geçti zaman… Büyüttü bizi sancılarıyla, sonra… Söz tükendi, gece yarım kaldı. Sesler mühürlü, sözcükler oluşmadı. Oysa dilden dile akardı söz... Ama yalan, ama gerçek, hüzünde de, g...