Ana içeriğe atla

Kayıtlar

tatil etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

yuppiiii haftasonu yaklaştı :))

öğrencilerle vakit geçire geçire onlara benzedim iyice... boşuna "ya huyundan, ya suyundan" dememişler... hafta sonu geliyor diye, bi zil takıp oynamadığım kaldı... bugün de son saatte 9. sınıf, sınıf öğretmenlerinin toplantısı vardı ve biz (9.sınıfların sınıf öğretmeni olmayanlar) erkenden kaçtık... tüm erken çıkan öğretmenlerin ağızları ensede düğüm olmuşken, toplantıya kalanlar bizlere kötü kötü bakıyordu :) hıhh, bize ne... biz zümreye kalmış, ortak sınavlar için soru hazırlıyorken, çocukları yarışmalara, münazaralara çalıştırırken sizler kıs kıs gülüyordunuz giderken... yarın cuma :)) eve gelip ilk iş olarak üzerimdeki yemek kokularından kurtulduktan sonra (maalesef ki kantinde nöbetçiyim ve okul çıkışında sosisli, tost, patates kızartması ile hamburger karışımı halini alıyorum... onlar kadar lezzetli değilim o ayrı) pijama ve pofidik terliklerimi giyinip, üzerime battaniyemi alıp film izleyeceğim... çayımı da demlerim; biraz tomurcuk, biraz seylan, biraz da rize attım m...

tatil dönüşü=eziyet

gecenin bu vaktinde somurtkan şirin olayım ve diyeyim ki: TATİL DÖNÜŞLERİNDEN NEFRET EDİYORUM!!! bu ne yaa?! tatil dönüşleri resmen azap! çamaşırıydı, temizliğiydi, bilmem nesiydi derken, ne anladım ben tatilden?.. dinlendiğim günlerin acısı iki günde çıktı zaten! hadi bunları geçtim, tatil dönüşü cep delik, cepken delik oluyor... insan, uğur gürsoy'un "faik"ine dönüyor, ama o kadar mutlu, huzurlu olamıyor... geldiğimin ertesi günü apartman görevlisi temmuz ayı aidat makbuzunu getirdi 134 lira! oha! çüş! bürsst! ağustos aidatı da kesilmiş, o da 119 lira! höh dedim... nerede yaşıyorum ben! el mecbur ödedim tabii ama bu ne ya?! öde iris, çalış iris, tatilin bedeli dönüşündeki bu eziyet; kabullen iris, yemiyorsa tatile çıkma iris, çıkacaksan da normal insanlar gibi 10-15 gün kal iris, 2 aya yakın kalmanı sana kim söyledi iris, sana bu sene tatil bitti iris, yok artık bitmeseydi iris, kır kıçını evinde otur iris!

valiz belası

bu sene valiz hazırlamaktan helak oldum... babam artık telefonda dalga geçiyor; "kızım valizin her daim hazır, kapının arkasında bekliyor herhalde." diye... sürekli yolculuk halindeyim, maşallah diyim kendime :) bir kilometre sayacı taksaydım, kendini şaşırırdı herhalde sayaççık... dün gece sevdiceğimi yolcu ettim, çok zor geldi... bu hissi onu askere yolcularken duymuştum ilk... demek böyle oluyormuş... ben tatile gittiğimde beni hangi hislerle yolcu ettiğini daha iyi anlıyorum artık... gerçi beni asıl huzursuz eden yapacağı (şu an hala devam eden) 15 saatcik süren uçak yolculuğu... bu sene neredeyse uçakta yatıp kalkacağım ama, işin ucunda 15 saat ve okyanus aşırı yolculuk olunca geriliyorum haliyle... neyse blogcum... daha işim var, onları da bitireyim de, uçağımı kaçırmayayım... di mi ama... görüşürüz ki yinee :)

geldim, gidiyorum...

geldim, gidiyorum... geçtiğimiz gece istanbul'a döndüm... yorgunum, dün de oturmadım, bugün de oturamayacağım, yarın da... şöyle rahat oturmak herhalde ancak pazar günü uçağa kısmet olacak. tatil iyi hoş da, eve dönüldüğünde ki eziyet olmasa. teyzemin yanına gittim... kaz dağları'nın eteklerinde püfür püfür rüzgar ve deniz eşliğinde keyif halindeydim. lakin bu sene denizde bir sorun vardı, zira soğuk değildi! ben sıcak denizden hoşlanmam kardeşim! bu ne, kaplıca suyu gibi?! deniz dediğin sıcakta ısınmış vücudunu cosslatacak adamın! coss moss yalan oldu tabii, kendimi termale gitmiş gibi hissettim... neyse, yine de deniz denizdir, su sudur diyip geçelim... 12 temmuzda karadut'umun yanına gittim ayvalık'a... yüzdük, sohbet ettik, yedik-içtik ve gezdik... hep birlik cunda adası'na, sarımsaklı'ya gittik, şeytan efendinin ayak izini gördük, sofrasına konuk olduk, hatta ve hatta kendimize kızılderili sevgili bile bulduk :P hatta inanmıyorsanız bakın hıhh! yaaa, şimdi...

(: tatil :)

ne zamandır içimden yazmak gelmiyor, delicesine okuyorum, su içer gibi... her güne bir kitap. o kadar çok biriktirmişim, o kadar çok uzaktan bakmışım ki... tatil de yaklaşıyor, uzun zaman bekleme beni blog... belki arada uğrarım ama yazar mıyım, orası meçhul... zira içim boş gibi, koflaşmışım sanki. sözcükler diyarına gezintilerim son buldu bu aralar, dünya sığlaştı sanki... biliyorum; şimdi toparlanma vakti... biraz güneş, bolca deniz ve kitap, kendime ve cümlelerime kavuşacağım... hoşçakalınız efem... görüşürüz ki :)

yiyesim ve gidesim var

gidesim var blog... bu ara yine bir kurtlandım... bir de asortikleştim ki hiç sorma, pazar kahvaltısı kesmez oldu bruncha gidesim var. valla billa özenti değilim blog, sabahtan akşama açık havada oturup, bir gözüm denizde, yiyesim var! muhtemelen girdiğim ve topu topu 3 hafta tutunabildiğim rejimin kıyameti bu :) o değil de blog çok fena halde gidesim var... babam bodrum'a yerleşti, teyzem altınoluk'a, halam da izmir'e... kardeşim izmit'te... bu ne lan! istanbul'un bekçisi ben mi kaldım! hele bir de babam dün terasta güneşe ve denize karşı kahvaltı yaptıklarını anlatmadı mı, dellendim iyice... tamam hadi taşınmana ses etmedik de, bari kıskandırma! di mi amaa? alakasız ama bir de ankara'ya gidesim, karadutumun küçük balığını tokatlayasım var... şaşkın küçük balık ne olacak... aç gözünü artık azcık, her şeyi unutuyorsun bir şu sevgisiz bastıbacağı unutamadın! ayıp değil mi karadutuma?! yaa öyle işte...