Ana içeriğe atla

Kayıtlar

gece etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

(yap)ayalnız bir (boz)gun

deneme-yanılma demişlerdi bana. bense; denedim-yanıldım. yenilgiye doymadım. ama pes etmedim, hiç pes etmedim! yap-boz hayaller ülkesinde yapılıp-bozulan aşklar yaşadım… kimi zaman etken, kimi zaman edilgendim. ne yaşanmasına engel olabildim acının, ne tükenmesine aşkın… (yap)ayalnız bir (boz)gundum, artakaldım… günler matemdi, geceler avuntu ama acı gerçek “ben” unutulmuştu… işteşlik kazanmamıştı hasret. o oldu zaten… “madem” dedim, “özlenmiyorum” bundan böyle gecenin malıdır bedenim” ve çıkarıp göğsümden gökkuşağını, yaşlı bir çingeneye hediye ettim. gece aldı bedenimi, hapsetti renksizliğe… “ağla” dedi “doyasıya ağla.” anlamsızca baktım yüzüne gözlerim dolu; “korkma” dedi, “görmeyecekler, sakladım seni kimsesizliklere.” bir ona inandım, bir ona güvendim… geceyle nişanlandığımı kimselere söylemedim. sonra ansızın geceden örülmüş surları, gece yıktı biri… baktım ki, çingeneye verdiğim gökkuşağını bana getirmiş geri… diyordu ki “hadi artık soyun geceden, tazelen, görmek istiyorum renkl...

gece, mola ve hayaller

kısa bir molaya ihtiyacım var. yaşamın dönemeçleri beni daha da zorluyor artık, yoruluyorum... insan her şeyden kaçar da, bir kendinden kaçamaz ya, onu da biliyorum... istediğim sadece birazcık huzur... telefonsuz, televizyonsuz, hatta bilgisayarsız küçücük bir mola... bir haftalık, on günlük... gece, bir an kumsalda olmayı istedim... karanlığın ve sonbaharın kucaklaşmasıyla boşalmış bir sahilde, kumlarla son demlerini yaşayan şezlogların üzerinde buldum kendimi... arkadaki cafeden hafiften bir müzik geliyordu. hava biraz da bulutluydu sanki, yıldızların hepsini seçemedim... ama varlardı... yine ışıldamaktaydılar, sessiz, huzurlu... çocukluğumun, ilk gençliğimin yazlarını düşündüm.. yaşamımın en güzel anları, en güzel sohbetleri hep orada geçti; gecenin sarıp sarmaladığı bir şezlong üzerinde... ilk kez orada aşık oldum... yanyana iki şezlongta uzanmış sohbet ederken, benim için özel olan bir erkekle ilk kez orada el ele tutuştum, ne heyecanlanmış ve utanmıştım! sanki gecenin karanlığın...

son dua ve yahut karanlığa ilahi

gece ipleri kopmuş bir tiyatro perdesi gibi çöküverdi şehrin üzerine... rolleri çok uzun zaman önce dağıtılmış oyun, aralıksız oynanmaktaydı; karanlıktan etkilenmedi. değişik bir oyundu, yazarı bilinmemesine ve sürekli oyuncu değiştirmesine rağmen bitmemesi ilgiyi hiç azaltmıyordu. bazı söylentiler olsa da kimse ciddiye almıyordu. ben, ucuza kapatılmış figüranlardan yalnızca biriydim: çok farkedilmeyen -hatta silik- artık ya fark edilmeliydim ya da çıkmalıydım kadrodan... karar vermeliydim... düşünüyordum ki - aniden - büyük bir açlıkla karanlığa saldırdım, kaçacaktım. kaybolacaktım, yok olacaktım beni tanıyanlar için... kaçacaktım; zamanla unutulacak bir anı olacaktım. geceydi, sanki yanıma almamıştım kendimi... sokaklar yabancı, şehir güzeldi. şehrin ışıkları yalnızlığımı duyumsatmıştı, bekleyenim yoktu; ne zaman eve gitsem beni bütünüyle kucaklayan karanlıktan başka. şimdi de yalnızdım, bu bir lanetti sanki... ve o kadar yalnızdım ki, gölgem bile takipte değildi beni. kimdim ki? ne ...

Gecenin İçinde

Sustu gecenin kuşu, yalnız kaldım işte şimdi, belki de tam vaktinde. Sak/plandım gecenin en kör vaktinde bağrına, bir hançer gibi… Sanki bir bataklıktı gece… Ben mi batıyordum sürekli, yoksa o şefkatli kollarıyla sarmaya mı çalışıyordu beni; bilmiyorum… Bildiğim, tarifsiz bir hızla düştüğüm içine… Sonra, farkı kalmadı; dünün, yarınının. Bugünse metresi gibi zamanın.

baykuş etkisi

birkaç gündür bir uykusuzluk bulaştı ki yine sormayın... gözlerim iyice açıldı, kapanmak bilmiyor. sabah 4'ten önce yatağa yollanamıyorum bile, 4'ten sonra da yatakta dönüp duruyorum... gündüz çalışmadığım dersin ızdırabı gece oluyor... her gece duyduğum vicdan azabını tarif etmemin mümkünatı yok, lakin bu vicdan azabı da uykuya dalana kadar sürüyor, sabah uyandığımda da zerresi hatırlanmıyor... yeni başlayan her gün de yine aynı terane... off off... üzerimdeki bu baykuş etkisi ne zaman geçecek acaba diye sorup, bir an önce normale dönmeyi umuyorken, cemrelere küfür savurmayı da ihmal etmiyorum; ulan düştünüz düşeli mahvettiniz bünyemi!

kum saati ve hüzün

yaşam avuçlarımın arasında dağılan bir kum saati yine. yüreğimin aşina olduğu sevgili kırıkları. varlığımın amaçsızlığı. bitmek bilmeyen yalpalayışlarım, koşmaya çalışıp adım dahi atamayışlarım. gece… ruhumun yalnızlığını bastırmaya çalıştığım karanlık. yegâne huzur saatleri. Kendi içime gömüldüğüm, eğri bir iğneyle anılarımı aradığım, çoğu kere kendimle çatıştığım, lime lime olmuş geçmişimi dikmeye çalıştığım, artık annemin kucağının yerini alan gece… yokluğunun sınırını zorluyorum, kendimi düşlerin kucağına atıyorum bir fahişe misali; lakin sabah yine uyanıyorum. aynıdır, bildiğin her gün aynı, her gün birbirinin tekrarı… gündüzler, geceler hep kopyacı. dört duvarım vardır, dördü birbirinden ağlak… loş ışığım, dört duvarım, eksilmeyen müzik; nefes alır, romanımı yazarım. herkesin kendi yarattığı bir romanı vardır bilirsin, bazıları anlatmayı beceremez; yaşar sadece ve giderken götürür romanını –sen gibi–; kimileri de her yeni an/cının kaydını tutmak derdinde, bitmeyen nöbetlerde –ben...

hazırlıksız öykü

Ey okuyucu! Hüzünlü coğrafyamda geçer bu adını koyamadığım, hazırlıksız öykü. Hazırlıksız diyorum, çünkü gerçek başladı lakin geçecek yol bulamadı; şimdi düşlerde akmakta geceleri. Bir varmış bir yokmuş derlerdi, masallar anlatırlardı devli perili –ki iyiler kazanırdı istisnasız, iyi olmamız istenirdi–, masallar anlatırlardı sonları mutlu biten. Biterdi masallar, gerçek evlerin içine dek sokulmuş olurdu, saklanırdı -ki kısmen pusuya yatardı-, ispatlamak için masalların sahteliğini. Hüzünlü coğrafyamda iki duvar vardı, biri yaşam, biri ölüm arada acı akardı. Bereketli topraklarım ki bu acıyla sulanırdı. İzlerlerdi yolcular uzaktan sessiz ve kimsesiz duvarların devinimini, anlamlar yüklerlerdi hayvanlara –derlerdi ki baykuşlar yaşardı geceleri ölüm duvarında–, ve inanırlardı bu uydurduklarına. Yanaşmadan geçerdi araçlar. Islıklar, müzik sesleri kesilirdi, konuşmazlardı bile yolcular. Çöl rüzgârına karışırdı korkuları, yanık kokardı duvarın uzağında sevdalar. Zaman geçerdi, belki orada bi...