Ana içeriğe atla

Kayıtlar

doğru bilinen yanlışlar... tatlı dil yılanı deliğinden çıkarırmış...peh! evet, ama ne için; elbette sokmak için! tatlı dille kim bir şey yapabilmiş, haklılığını ispat edebilmiş ki?! bu ülkede kimin sesi çok çıkarsa, kim daha çok bağırırsa o haklıdır bir kere...

adam ol, gel!

kırıldım, ama anlayan var mı acaba? varsa yoksa kendisi, "ben"i olmasaymış ne olacakmış acaba? nasıl fark etmemişim? aşk insanın gözünü kör ediyor tabii... benim, benim, benim... ağzından düşmüyor maşallah! pekiyi, ya ben? ya benim "ben"im? ama yok, özür dilerim... bir tek sen varsın, bir tek senin dertlerin, senin sıkıntıların, senin arkadaşların, senin işin, senin ailen... beni ağaç kovuğunda bulmuşlar değil mi? dünya da zaten senin etrafında dönüyor... ve senin dışında her şey detay... ama yok paşam! bu defa değil... benim seni çekecek, seni pışpışlayacak halim kalmadı! yok, "ben buyum" dersen de, sen bilirsin... sana "ben"inle ve bitmek bilmez ego mastürbasyonlarınla mutlular dilerim!

?!

düz mantıklı, kendini her daim haklı gören insanlardan nefret ediyorum! sen kimsin ki her daim haklı olasın? sen kimsin ki hep başkalarını yargılayasın, suçlayasın? biraz kendine dönüp baksana?

Yaşamın Ucuna Yolculuk...

"Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlıkla dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama dileği kadar büyük. Belki kendilerine yaşamı kanıtlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü de ölüm olarak yaşıyorlar. Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. (...) Birisinin teniyle yanyana olmak, kendi var oluşumu unutmak mı. Ya da daha derin algılamak mı. Kendi var oluşum. Her var oluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu." "Yaşam özlemini doyuracak bir olgu mümkün mü. Yirmi yıl sonra aynı şarkılar çalıyor. Elli üç yıl öncesi çekilmiş bir film gösteriliyor. Yirmili yılların, ellili yılların giysileri vitrinleri dolduruyor. Açlık, savaş, geri kalmışlık ve inanılmaz felaketlerle ilgili haberleri kitleler, masal dinler gibi...
hiçbir şey bilmiyorum... kendimi o kadar aciz, o kadar gereksiz hissediyorum ki, bedenim sanki şu an boş bir çuval... binbir emekle oluşturduklarım birer birer yıkılıp gidiyor ve hiçbir şey yapamıyorum... bakıyorum sadece... zaten bir şeyler yapmak için öne atıldığımda hemen itiliyorum... değersizim, yaşam yorgunuyum...