Ana içeriğe atla

Kayıtlar

güzel bir adam için...

"Şarkılar politikadan, kurumlardan, sistemden daha güçlüdür. Hayatın sonuna kadar kalabilirler, temizdirler ve bir çok güzel şeye sebep olabilirler..." Aramızdan ayrılalı 4 sene oldu bugün... Ardında bıraktığı herkesi gözyaşlarına boğalı, 4 sene... O gün nasıl ağladığımı çok iyi hatırlıyorum... Sanki ailemden biriydi... Sanki en yakınlarımdandı... Oysa, o yakınlığı sadece şarkılarıyla ve uzaktan gördüğüm suretiyle yakalamıştı; milyonlarca insanla yaşadığı gibi... Güzel adamdı. Temiz ve merhametli bakardı, içten gülerdi, dosdoğru ve kocaman yürekli bir adamdı. Ama gitti, o da erkenden. Ardında sevenleri kaldı ve şarkıları, bıkmadan dinlediğimiz... Yeniden hoşçakal... Mekanın cennet olsun... (Ki "cennet" diye bir yer varsa kesin oradasındır) Biz kendi derdimize yanalım... Bu yazıyı onun kendi cümleleriyle bitirmek en iyisi: "Bu arada, hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsada fırtınalara, birgün boğulacağımız denizlere, e...

poşetsiz çıkmam abi!

yine kendimi çok seksi (!) hissediyorum... her yanım kırmızı noktalarla kaplı. bu halimle ancak poşet içinde insan içine çıkabilirim... poşetleyin lan beni! cumartesi gecesi kuzene gittim, beneritomla kuzenin kocası tenis oynarken, biz de dedik ki çay demleyelim, bahçede bir keyif yapalım... ama ne oldu? biz öyle baldırı çıplak bahçeye çıkınca siperlerinde gizlenmiş olan mahluk-ı haşarat bir anda savaş borularını öttürdü ve hücuma geçti! keyif yapalım derken keyif olduk lan! sivrisineklere meze olduk... uzun zamandır sivrilerle karşılaşmadığımız için siz deyin ki acemilik, ben diyeyim salaklık yanımıza onları uzaklaştırıcı hiçbir şey almamıştık... 1 saatin sonunda gayet tosun tombalak ve uçmakta zorlanan sivriler yarattık... evet evet, biz yarattık... kendi el, kol, bacak bilimum çıplak uzuvlarımızla... hatta nasıl bir hırs yaptılarsa lavuklar hırkayı delip geçtiler! gecenin bilançosuna gelince: sağ bacak; birbirine yakın olmak kaydıyla 6 adet kırmızı nokta sol bacak; birbirine yakın o...

keyifli bir gün ve kitaplarım

zoraki bir uyanışın ardından keyifli geçen bir gün... oysa sabah uyandığımda bir tuhaftım. sanki vücudum benim değildi. içimde ise ne idüğü belirsiz bir sıkıntı... neyse ki sonra kendime geldim... kitap(lar) aldım kendime, iyice güleç oldum... aldıklarımdan iki tanesi "tehanu" ve "öteki rüzgar" ursula k. le guin'in "yerdeniz üçlemesi" pardon "beşlemesi"nin son iki kitabı... diğerlerini okumuştum da bir türlü sıra bunlara gelmemişti... bir diğer kitap "uyku", hüsnü arkan'ın... hani "ezginin günlüğü" var ya, işte onun solisti ve şarkı sözü yazarlarından... arka kapağında şunlar yazıyor; Şimdi, kulübesinin önünde, çardağın altındaki koltuğunda asma kabağı gibi sallanarak geçmişini seyreden yaşlı bir adamım. Her şeye uzaktan bakıyorum. Bir asma kabağının baktığı kadar uzaktan. İçim boş. Bence her insan iki kişidir. Birincisi önden gidip yolu açar. Ama belki de kapatır; emin değilim. Öteki bazen irkilerek, korkuyla; bazen ...

Kasım Yağmurlarıyla Gelen Sevgiliye...

Yağmur yağıyordu düşlerime… Üşümüştüm ve yorgundum. Tüm yanılsamalara aldanıyordum, gölgelerden korkarken... Senden şüphe ediyordum; “içimin acısı, kalbimin ağrısı aşkım”… Kaldırımlarına yatıyordum şair gibi, düşlerim karanlık, düşlerim hain, düşlerim bitkinken. Seni arıyordum. Bulabileceğime inandığım her sokağına dalıyordum o dehliz biçimli kentin… Kayboluyordum, seninle birlikte daha çok sevdiğim kentte. Şairi düşünüyordum; “bir kent, bir sevda” diyen şairi… Şöyle demekteydi o şair: “yüzüne bir yer açtın yüzünde sen de; önce kokusunu ezberledin, sonra susuşlarını, duruşlarını bir bir… yürüdün o kentin bütün rüzgârlarına, bütün mezarlarına, bütün ağrılarına, bütün puştluklarına karşı… ne iri bir aşktın: gözleri nereye sen oraya kadar aşk! Gözlerin kentteydi; büyüktü o kent ve büyük aşk!” Öylesine bir gündü, aylardan kasım… Gelmiştin… “bir daha asla” dediğim aşktı yaşadığım. Karalanmış sevdalardan çıkmıştım, silmiştim geçmişi ve biraz da geleceği… Ama sen geldin. Kuytularımda yer açt...

Gecenin İçinde

Sustu gecenin kuşu, yalnız kaldım işte şimdi, belki de tam vaktinde. Sak/plandım gecenin en kör vaktinde bağrına, bir hançer gibi… Sanki bir bataklıktı gece… Ben mi batıyordum sürekli, yoksa o şefkatli kollarıyla sarmaya mı çalışıyordu beni; bilmiyorum… Bildiğim, tarifsiz bir hızla düştüğüm içine… Sonra, farkı kalmadı; dünün, yarınının. Bugünse metresi gibi zamanın.

bir pasta hikâyesi

ilginç insanlar hep bizim aileyi bulur ya da biz ailecek ilginciz bilmiyorum... babam bir aralar bana manyak paratoneri diyordu, gerçi hala geçerliliğini koruyor, hatta ve hatta çevremdekileri de etkisi altına alıyor... bu çekiciliğimiz (!) sayesinde hemen her günümüz eğlenceli geçiyor... geleyim günün eğlencesine... gece gece öyle bir güldüm ki... bugün kardeşimin en yakın arkadaşının doğum günüydü... çocuğun yarın sınavı var diye, küçücük sürpriz bir parti organize etmişler. bir arkadaşlarının daha doğum günü olduğu için, pastanın üzerine ikisinin de adını yazdıralım demişler... pastanedeki adam almış şekerlemeyi, kızın adını doğru yazmış... bizimkiler çocuğun adını "can" dedikleri halde şaşkın satıcı "can"ı "cem" yapmış... bizimkiler atılmış tabii hemen, "abi arkasına doğrusunu yazalım" diye... adam "tamam" demiş, şekerlemenin arkasını çevirip kızın adını yazmış, "can" a sıra gelince çocuklar "can" demişler, harfl...