Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yaşam, Kayıplar ve Zaman

Bazen kaybettiğimiz zaman anlarız, kaybettiğimizin hayatımızdaki yerini. Doldurulmaz bir boşluk kalır, özlenir… Çoğu zaman elden bir şey gelmez, giden gitmiştir, belki bir el bile sallanamamıştır ardından. Zaman geçer, eksilerek ve yamanarak büyür insan… Ukdeleri birikir, “keşke”ler, “ah”lar, “vah”lar ardı arkası dizilir. Geçmiş, hayallerde yeniden kurgulanır, hatalar yine, yeniden keşfedilir, aynı hataları yapmamak için yeminler edilir, lakin heyhat hatalar süresiz ve değişmezdir. Ve maalesef ki hayat, affetmeyendir.

yüreğime miras

ey okuyucu, bilesin ki bu yazarın yamuktur... ve tüm yamukluğuna karşın gelecek haftaya dışarı çıkmasın da, dinlensin diye her şeyi bu hafta halletmeye çalışan, çabuk yorulan bir moruktur. bir türlü iyileşemedim. biri biterken öbürü başlıyor. elbet bunda benim de payım var, tam düzeliyor gibi oluyorum, kendimi sokağa atıyorum, eve geliyorum başka rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. çıkışım da mecburen, mecburiyetten, keyfi bir şey yok. bu ara tamamen nişan hazırlıkları. her şeyi tek başına düşünmek, halletmeye çalışmak yorucu işmiş be blog! sağolsunlar yine yardım edenlerim, yalnız bırakmayanlarım var (fikir bazında rumuz mutsuza, telefonun ucundaki kadına, totoroya; fikir ve realite bazında da "sindir"ellaya teşekkürlerimi sunarım) ama insan bir annenin yokluğunu öyle derinden hissediyor ki... her kim yanında olsa da kendini çok yalnız hissediyorsun, baban, kardeşin, akrabalar, dostlar; kimse yokluğunu unutturamıyor. nicedir aklımda zaten, bazı öyle oluyor ki en alakasız anda bir...
yalnızlık, yorgunluk, güvensizlik, yoğunluk, gerginlik, mutluluk, huzur, huzursuzluk, neşe, geçmiş, gelecek ve şimdi...

tatsız

uzun zamandır elime kalemi almadım, son başladıklarım hep yarım yarım... lakin bitirmeye yok mecalim. tatsızım... hala süren hastalığın da etkisi var, başka şeylerinde... hiçbir şey yapmıyorum, gövdem boş bir çuvaldan öte bir şey değil şu an için... yaptıklarım, yapmak istediklerim ve yapamadıklarım... ne diyeyim? hayat zor be blog, büyüdükçe daha da zor...
gerçekleri olanca çıplaklığıyla görsen de susman gerek bazen... bazen utandırmamak, bazen kırmamak, bazen kırılmamak için... o kadar da kötü değil aslında, kişi kendini bildikten sonra... eskiden çok sık girerdim kavgaya, tartışmaya... bir dişi bedeni değildi sanki bedenim, ruhumsa bir savaşçı gibi, durmaksızın kendi adaletini aramadaydı... sonra gördüm, olmuyordu... her kim her ne derse desin adalet doğru olan şekilde işlemiyordu, bizler müdahale etsek bile... bıraktım, çekildim kavgalardan, sustum... şimdi karşımdaki hatasını görene kadar susuyorum. görmezse, bendeki değerine göre susuyorum ya da konuşuyorum... hayat ne ki? beraberce yürüdüğümüz bir yol, kimilerimiz için uzun, kimilerimiz için kısa, hatta kimilerimiz için kolay, zor, orta...

anla[(ya)ma]mak

insanoğlu bir tuhaf... herkes "rabbena hep bana" diyor, "sen nasılsın?" diye soran yok... anlayamıyorum, gerizekalıyım herhalde... gelmedin; aramadın; yapmadın; etmedin...diye sürer gider bu yargı cümleleri... ama sorarlar adama; sen geldin mi; aradın mı; yaptın mı; ettin mi...diye... mesaj atarsın cevap vermezler, ararsın geri dönmezler, çağırırsın gelmezler, sonra... seni terslerler... bazen yıllar önce olan şeyler çıkarılır sandıklardan, yeniden dökülür önüne... sen aş(mış)tık sanırsın, onlar durmaksızın yükselirler önünde... bilmiyorum... alışamadım... çabalıyorum... bugünün ve her zamanın şarkısını da youtube'tan vereyim; http://www.youtube.com/watch?v=m9T0mHr_shI Ben bu dünyaya bir türlü alışamadım Bu yüzden insan içine karışamadım Bana mı sordunuz adımı koyarken Bir küstüm bir daha barışamadım Uyumlu faniler bana uyumsuz derler Delirttiniz beni ey ehven-i şerler Uzlaşırsam namerdim ateşe verseler Garanti muhabbetlere yılışamadım Ha desem olmaz a ha desem ...

içimdeki scarlett

dün geceden beri kendimi çok seksi hissediyorum... sebebine gelince, ağzımın içindeki yara yüzünden dudaklarım şişti; siz diyin aysun kayacı, ben diyim scarlett johansson çok fena yarışırım... aslında sizler de görün diye buraya bir adet koca dudak foto koymak isterdim ama neme lazım, tehlikeli :P ilaçlarımı almak için uğradığım eczacımız (aile dostumuz olur kendileri, çok severiz) bana; "oo şaka maka yakışmış, bak insanlar bunun için bi dünya para veriyorlar" dedi... telefonda konuştuğum bir arkadaşım "ne güzel hastalık lan o, dudak şişiriyo, bende kapayım o virüsten" dedi... hee tabii, bi de bana sorun... minicik bir yara mahvetti beni, yataklara düşürdü... sayesinde sabah akşam bağışıklık sistemini düzenleyici bir ilaç, dört saatte bir ateş düşürücü, ve sabah akşam b vitamini alıyorum... gargara ve diğer sürülen ilaçları saymıyorum bile... benim ağzımdan duymaya alışkın olmasanız bile dayanamayacağım, söyleceğim... ben böyle virüsün ta a.q. ohh bee...