Ana içeriğe atla

şans, ölüm iyiliği ve hıdrellez

ara sıra da olsa şansım yaver gidiyormuş be blog... dün kpss başvurusu için para yatırmam gerekiyordu ve ufak tefek banka işlerim vardı... bankaya gittim ki, aman allahım o ne sıra... içeride izdiham var... aynen çıktım... çarşıya indim, bir de oradaki bankayı deneyeyim diye. sonuç değişmedi elbette, önümde neredeyse 350 kişi vardı... ben oflaya puflaya karar vermeye çalışırken yanıma bir teyze yanaştı, "kızım ben gidiyorum, sıkıldım, bu numarayı sen al" dedi... teşekkür edip aldım... 10 dakika bile beklemedim, hemen sıra bana geldi; teyzecik sağolsun :)

bu kadar mı, değil elbet :) geçenlerde aradığım, ama en az 20 günlük işi olduğunu söyleyen badanacı amca dün aradı ve çarşamba geleceğini söyledi... yeni koltuklarım ve halılarım gelmiş, arayıp duruyorlar "getirelim mi?" diye, perdelerim dikilmiş gelecekleri günü bekliyorlar, iş bir badanaya kalmıştı, o da hallolucak...

pazartesi günü itü'deki nev konserine gidecektik, konser salıya ertelendi... ben evi badanaya hazırlamaya çalıştığımdan gidemedim tabii, kızlar da gitmemişler... iyi ki gitmemişiz çünkü nev yine çıkmamış, insanlar tırıs tırıs evlerine dönmüşler...

aslına bakarsanız korkmuyor da değilim, ölüm iyiliği mi geldi diye... hani olur ya, hastalar iyileşir, körler görür, sağırlar duyar vs... bana da şans mı verildi acaba :) neyse, artık n'apalım, öyle olmamasını dilemek dışında elimden gelen bir şey yok...

ayrıca bilindiği üzere bugün hıdrellez... 5 mayısı 6 mayısa bağlayan gece... ahırkapı'daki şenliklere gidemedim yine ama, artık umarım seneye diyerek, hepim/nizin dileklerinin gerçek olmasını diliyorum...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...