Ana içeriğe atla

gözlerinde hüznün eldivenleri...

bazı sabahlar hüzünlü uyanır insan... yılların yorgunluğu bir gecede yapışır omuzlarına. bir açar ki gözlerini, gözlerinde hüznün eldivenleri. anılar birer birer çıkarlar saklandıkları yerlerden, resmigeçit varmışçasına şenlenir zihni sanhesi. bir müzik yükselir hafifçe tüm yaşamının fonunda. ruhunun bayrakları çıkar iner göndere, lakin bir anda yas varmışçasına kalıverir yarıda. kendi mezarını kendi kazan neyin varsa yanındadır, haliyle yas olması da olağandır.

yaşam hüzündür... yaşam hayaldir... yaşam düş perdesinin kendisidir. bazen düşlenir, bazen düşlersin, bazen de düşlerken düşersin düş perdesinden. yara bere almakta yarışırken ruhunla tenin, düşkünlükten kurtulma çabasıyla kalkarsın düştüğün yerden. sen yine aynı sensindir, düşlenirken bilmemiş, düşlerken düşmüş, düşkünken yalnızlığını öğrenmiş... sen yine aynı sensindir, düşlemekten umudunu kesmemiş...

anılarla toplantıdayım günlerdir, çıkmaz hesaplardayım... değiştiremeyeceğimi bildiğim halde... tarifsiz bir hüzünle doluyum, annemin gözleri üzerimde. özledim...

Yorumlar

o zaman güzel anılar biriktirsek ya artık :) 'yarın' da bu güzel anıları konuşuruz,yazarız..
iris dedi ki…
güzel anılar da biriktiriyoruz ama galiba hüzün daha çok etkiliyor bizi, daha çok aklımızda kalıyor... mesela bizim "yarın" konuşacağımız bir sürü güzel anımız var :)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarık Akan'a Veda

bazı insanlar vardır, samimiyetine, doğruluğuna inanmanız için tanımanıza gerek yoktur. sadece bilirsiniz.  tarık akan da o insanlardandı işte. size selam vermesi için sizi tanımasına gerek yoktu, göz göze gelmeniz yeterliydi. "ün"ü hazmedememiş kimileri gibi yapmacık, gurursuz ve büyük burunlu değildi. "halk"tı o... insandı...  kendisiyle tanışma imkanım olmasına rağmen neden bilmem tanışmadım. bakırköy'de olduğu gibi, yıllarca bodrum'da da karşılaştık, bazı günler ailesiyle şahbaz motel'e  gelirdi denize girmeye... çocuk halimle hayrandım, yetişkin oldum hayranlığım hiç a zalmadı. siyasi tavrını, dik duruşunu gördükten sonra hayranlığım daha da anlam kazandı.  hiç unutmam, gökyüzünün delindiği bir kasım günü bakırköy'de karşılaştık onunla. 2-3 metre aralıkla taksi bekliyorduk ve o benden önde duruyordu. o şemsiyesiz, ben şemsiyeli olduğum halde durdurduğu taksiyi bana gönderip kendisi o yağmurda beklemeyi seçti. öyle de nazik bir insandı.  kaz...

"Yalnızlıklar"dan

yalnızlık postacıların taşıdığı yüktür çoğu kez, birikir kalem uçlarında, kâğıtlarda, zarflarda. bakışlarda birikir, susuşlarda, bekleyişlerde, kapılarda ve birikim yüktür her zaman, yalnızlık bir yükün ağırlığıdır. yorgunluğumuzu o nesnenin kucağından o nesnenin kucağına gezdirirken, yürür ya da koşarken, coşarken ya da deli dolu yaşarken ansızın ölümü istemektir yalnızlık; kendimizin kendimize sağırlığıdır. (Hasan Ali Toptaş)

Körlük - Alıntılar

"Yapacağımız her hareketten önce ciddi olarak düşünmeye başlasak, vereceği sonuçlan önceden kestirmeye çalışsak, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da ortaya çıkması düşünülebilecek sonuçları düşünmeye kalksak, aklımıza bir şey geldiğinde, bulunduğumuz yere çakılır, hangi yöne olursa olsun bir adım bile atamazdık. Sözlerimizin, hareketlerimizin iyi ve kötü sonuçları, kuşkusuz, ilerde yaşayacağımız günlere, hatta bizim bu sonuçları doğrulamak, kendimizi kutlamak ya da başkalarından özür dilemek için artık bu dünyada bulunmayacağımız günlere göreceli olarak düzgün ve dengeli biçimde dağılır, zaten kimi insanlar da bu durumun ölümsüzlük denen ve çok sözü edilen şeyin ta kendisi olduğunu ileri sürer," "Hepimizin üzerimizde ikinci bir ten gibi taşıdığımız, adına bencillik denen şeyden yoksun kişi henüz anasından doğmadı, o ikinci ten öylesine kalındır ki, birinci tenimiz bir evet ya da hayır yüzünden hemen kanarken ona hiçbir...