Ana içeriğe atla

sur le fil


Koştum, durmadan koştum. Yetişebileceğim ne varsa yaşamak, bilmek için. Ama ıskaladım yine bazı şeyleri, mesela hayatın gerçeğini. Salak büyüdüm, inanarak, şaşırarak ve dizginlemeye çalışarak benim önümden koşan hayallerimi.

Ortalarda durabilmeyi iste(r)dim; ortalama bir zekâ, ortalama hayaller, ortalama davranışlar; ne bileyim mesela “seviyorum” veya “sevmiyorum” diye keskin sınırlar değil de “Fena değil.” diyebilmek, “eh işte”yi hissedebilmek, “varım” ya da “yokum” değil de “belki”yi de kullanabilmek… “İstiyorum”, “istemiyorum”un, “evet”, “hayır”ın yanında dağarcığıma “olabilir” veya “olmayabilir”i de işleyebilmek… Lakin yok bunlar kendimi bildim bileli… İllâ iki uçta olacak, ortadan var gücüyle kaçacaktım…

Kaçtım, başlarda fark etmeden, sonra gerçekten böyle hissettiğimden, öğrenemedim yine politik olabilmeyi, nabza göre şerbet vermeyi… Soğuk durdum ilk başta, yine bildiğimi okudum. Neler demediler ki hoşlanmadıkları için, “cadı” ve “havalı” da oldum, “züppe” ve “doğrucu Davut” da… Ne derlerse desinler “yalancı çoban” olmadım hiç, kendimle gurur duydum. Zaman için eğri, kendim için doğruydum, umursamadım…

Yalnız kaldım. Bana benzer yalnızlarla kaldım. Yalnızlıklarımızdan –yine uçta – bir duvar ördük, abartının ya da ortalamanın aşamayacağı ve kendimize ters düştük. Ve gördük yine ortaya “uzak”, kendimize “yakın”dık, yakınmayı bıraktık…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarık Akan'a Veda

bazı insanlar vardır, samimiyetine, doğruluğuna inanmanız için tanımanıza gerek yoktur. sadece bilirsiniz.  tarık akan da o insanlardandı işte. size selam vermesi için sizi tanımasına gerek yoktu, göz göze gelmeniz yeterliydi. "ün"ü hazmedememiş kimileri gibi yapmacık, gurursuz ve büyük burunlu değildi. "halk"tı o... insandı...  kendisiyle tanışma imkanım olmasına rağmen neden bilmem tanışmadım. bakırköy'de olduğu gibi, yıllarca bodrum'da da karşılaştık, bazı günler ailesiyle şahbaz motel'e  gelirdi denize girmeye... çocuk halimle hayrandım, yetişkin oldum hayranlığım hiç a zalmadı. siyasi tavrını, dik duruşunu gördükten sonra hayranlığım daha da anlam kazandı.  hiç unutmam, gökyüzünün delindiği bir kasım günü bakırköy'de karşılaştık onunla. 2-3 metre aralıkla taksi bekliyorduk ve o benden önde duruyordu. o şemsiyesiz, ben şemsiyeli olduğum halde durdurduğu taksiyi bana gönderip kendisi o yağmurda beklemeyi seçti. öyle de nazik bir insandı.  kaz...

"Yalnızlıklar"dan

yalnızlık postacıların taşıdığı yüktür çoğu kez, birikir kalem uçlarında, kâğıtlarda, zarflarda. bakışlarda birikir, susuşlarda, bekleyişlerde, kapılarda ve birikim yüktür her zaman, yalnızlık bir yükün ağırlığıdır. yorgunluğumuzu o nesnenin kucağından o nesnenin kucağına gezdirirken, yürür ya da koşarken, coşarken ya da deli dolu yaşarken ansızın ölümü istemektir yalnızlık; kendimizin kendimize sağırlığıdır. (Hasan Ali Toptaş)

Körlük - Alıntılar

"Yapacağımız her hareketten önce ciddi olarak düşünmeye başlasak, vereceği sonuçlan önceden kestirmeye çalışsak, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da ortaya çıkması düşünülebilecek sonuçları düşünmeye kalksak, aklımıza bir şey geldiğinde, bulunduğumuz yere çakılır, hangi yöne olursa olsun bir adım bile atamazdık. Sözlerimizin, hareketlerimizin iyi ve kötü sonuçları, kuşkusuz, ilerde yaşayacağımız günlere, hatta bizim bu sonuçları doğrulamak, kendimizi kutlamak ya da başkalarından özür dilemek için artık bu dünyada bulunmayacağımız günlere göreceli olarak düzgün ve dengeli biçimde dağılır, zaten kimi insanlar da bu durumun ölümsüzlük denen ve çok sözü edilen şeyin ta kendisi olduğunu ileri sürer," "Hepimizin üzerimizde ikinci bir ten gibi taşıdığımız, adına bencillik denen şeyden yoksun kişi henüz anasından doğmadı, o ikinci ten öylesine kalındır ki, birinci tenimiz bir evet ya da hayır yüzünden hemen kanarken ona hiçbir...