Ana içeriğe atla

ısrarkeş

geldiğim günden beri hava bulutlu..
sabah güzel, apaydınlık bir güneş -güne umutla başlamak- sonrasındaysa kara bulutların rüzgarla dansı.. ardından da bir ritüel gibi yağmurun başlaması..
o inat, biz ondan inat. ne kadar coşkuyla yağarsa yağsın plajdaki yerimiz değişmiyor, şemsiyelerin altında mıhlanmış gibi oturuyor, ısrarla güneşin açmasını bekliyoruz. ısrarkeş olduk; güneşi her defasında kandırıyoruz.

Yorumlar

absalom dedi ki…
hahahahaa
carmennnn...

hakkaten yağmur yağarken oturuyo musunuz şemsiyenin altında :)))

yemin ederim bunu çok görmek isterdim :P
Eliza Doolittle dedi ki…
O inat, biz ondan inat :)
Amsterdam'daki yaşantımın özeti olabilir..
iris dedi ki…
absalommm
Dün şakır şakır yağdı, foto çekemedik.havlulara sarıldık, şemsiyelerin altında sıcak, samimi oturduk, çay içtik. Güneş açar açmaz da yayıldık güneşin altına ;)
Bir daha yağmur yağarsa foto çekilir yollarım sana :)
iris dedi ki…
eliza :)
güneş bize hep gülümsesin :)
Sazan dedi ki…
Bu havada tatilde olmayı düşünemiyorum bile, kalanı da güzel geçsin :)
iris dedi ki…
:) hava çok sıcak, azcık bulutlu, arada da göstermelik yağıyor o kadar :)
çok teşekkür ederim bu arada :)

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...