Ana içeriğe atla

aylak olma isteği


birkaç gündür yine tatil moduna girmiş bulunmaktayım.
çok feci çok...
aylak aylak dolanmak istiyorum...
boğazda kahvaltıya gitmek,
ardından tüm günümü sergi gezerek geçirmek,
günün yorgunluğunu güzel bir mekanda,
leziz bir yemekle gidermek istiyorum...
kimbilir belki de sonrasında birkaç kadeh kırmızı şarap...
özledimmm yaaa...

Yorumlar

UykusuZ dedi ki…
tutan nedir, padavan
iris dedi ki…
kurs desem :)
ders desem :)
yeterli bence :)
UykusuZ dedi ki…
tembellik
Sazan dedi ki…
Ben yeni geldim :) Şaraba ve kahvaltıya eşlik ederim :)
iris dedi ki…
ustamm uykusuzum,
tembellik istiyorum ben biraz :)
iris dedi ki…
sıradan bir sazan
hoşgeldin :))
eşlik edersen çok sevinirim :))
Sazan dedi ki…
Canımcım, Ağustos Çıkmazı'na yorum gönrememem normal mi? Sevgiler...
iris dedi ki…
normal :)
ağustos çıkmazı yoruma kapalı :)
sevgiler efenim...
Hacivat dedi ki…
Hepsi bu mu? Bu Tembellik sadece.
iris dedi ki…
o kadar yorgunum ki, hepsi bu sadece...
biraz tembellik yapmak istiyorum, hayatı boyunca tembel olamamış bir insan olarak...
nefes almayı özledim...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...