Ana içeriğe atla

hayal bu ya

çamaşır asılı kırmızı ev benimmiş meğersem...

Yorumlar

homeless dedi ki…
Yesil olanda benim olabilir mi acabagiiii???
iris dedi ki…
istedikten sonra neden olmasın ki komşum :))
homeless dedi ki…
taram o zamannn
absalom dedi ki…
temem beyaz da benim.
ayrıca o çamaşırlarda benim demi carmen.
hani komşuyuz ya yardım felan.
o bakımdan :)))
iris dedi ki…
uykusuzum canım,
elbette... odanı hazır bil ;))
iris dedi ki…
sevgili homeless,
anlaştık :)
iris dedi ki…
vronskyciiimmm :)
tembel tenekem, öyle olsun bakalım :)
çok yardımsever bi insanım :)
Eliza Doolittle dedi ki…
Resim kapilmis yer kalmamis, ben de birazdan sag yandan kadraja giricek komsuyum, tek tek caya muhabbete gelicemm
absalom dedi ki…
ımm komşularıma bakayım bi...
uykusuz severim.
homeless severim.
carmeni pek sevmem ama idare edicez artık.
beya beya iyi bi yere taşınmışım ben yav.

her akşam votka rakı ve şarappppp.
hahahaaa
iris dedi ki…
eliza :)
beklerim efenim, ne demek :)
iris dedi ki…
absalommm :)
demek carmen'i pek sevmezsin heee...
o zaman size komşuculuk yapamııcaamm, duyurulurrr :))

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...