Ana içeriğe atla

oh beee


üstümden tır mı, yoksa fil sürüsü mü geçti bilmiyorum...
bildiğim; an itibariyle bir kuş kadar hafif olduğum...
sanki bedenim gitti, ruhum kaldı; hafifledim...
bu gece uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapacağım.
arşivden -aldığım ama izleyemediğim- bir film seçip keyfine varacağım...
sadece film izlemeyi değil, kitap okumayı da özledim.
bir de kitap seçip, valize atmak lazım...
hee, bir de yarın sabah yolculuk vakti :)
mutluyum, huzurluyum...
tatil biziii bekleeeee......

Yorumlar

Fısıltı dedi ki…
he bizi de beklesin söyle tamam mı?:)
iris dedi ki…
konuştum, bekliyormuş :)
şimdiden iyi tatiller :)
m o m o dedi ki…
Darısı başımıza, iyi tatiller, şimdiden güzel olacağı belli :)
iris dedi ki…
çok teşekkür ederim :)
şimdilik çok güzel gidiyor maşallah diyeyim :)
darısı başınıza :)

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...