Ana içeriğe atla

valiz belası


bu sene valiz hazırlamaktan helak oldum... babam artık telefonda dalga geçiyor; "kızım valizin her daim hazır, kapının arkasında bekliyor herhalde." diye... sürekli yolculuk halindeyim, maşallah diyim kendime :) bir kilometre sayacı taksaydım, kendini şaşırırdı herhalde sayaççık...

dün gece sevdiceğimi yolcu ettim, çok zor geldi... bu hissi onu askere yolcularken duymuştum ilk... demek böyle oluyormuş... ben tatile gittiğimde beni hangi hislerle yolcu ettiğini daha iyi anlıyorum artık... gerçi beni asıl huzursuz eden yapacağı (şu an hala devam eden) 15 saatcik süren uçak yolculuğu... bu sene neredeyse uçakta yatıp kalkacağım ama, işin ucunda 15 saat ve okyanus aşırı yolculuk olunca geriliyorum haliyle...

neyse blogcum... daha işim var, onları da bitireyim de, uçağımı kaçırmayayım... di mi ama... görüşürüz ki yinee :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...