Ana içeriğe atla

tatil dönüşü=eziyet

gecenin bu vaktinde somurtkan şirin olayım ve diyeyim ki: TATİL DÖNÜŞLERİNDEN NEFRET EDİYORUM!!!

bu ne yaa?! tatil dönüşleri resmen azap! çamaşırıydı, temizliğiydi, bilmem nesiydi derken, ne anladım ben tatilden?.. dinlendiğim günlerin acısı iki günde çıktı zaten! hadi bunları geçtim, tatil dönüşü cep delik, cepken delik oluyor... insan, uğur gürsoy'un "faik"ine dönüyor, ama o kadar mutlu, huzurlu olamıyor...

geldiğimin ertesi günü apartman görevlisi temmuz ayı aidat makbuzunu getirdi 134 lira! oha! çüş! bürsst! ağustos aidatı da kesilmiş, o da 119 lira! höh dedim... nerede yaşıyorum ben! el mecbur ödedim tabii ama bu ne ya?!

öde iris, çalış iris, tatilin bedeli dönüşündeki bu eziyet; kabullen iris, yemiyorsa tatile çıkma iris, çıkacaksan da normal insanlar gibi 10-15 gün kal iris, 2 aya yakın kalmanı sana kim söyledi iris, sana bu sene tatil bitti iris, yok artık bitmeseydi iris, kır kıçını evinde otur iris!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...