Ana içeriğe atla

bazen...

yaşam tuhaf şey... aşk daha da tuhaf... dilediğince evirip çeviriyor insanı elinde, bazen oyunlarına başkalarını da alet ediyor...

aşıkken bazen her şey olası geliyor, her şeyi başaracak gibi hissediyorsun kendini, her zorluğu aşacak... bazen de her şey çok anlamsız geliyor, hiçbir şey olmayacakmış, hiçbir şeye gücün yetemeyecekmiş gibi...

bazen her şey seni umutlandırıyor; açan çiçek, uçan kuş, anımsanan bir rüya... bazen de öyle umutsuz oluyorsun ki, tüm olasılıklar, olaylar gözüne girse de "hayır ya, bir şey olduğu-olacağı yok." diyorsun.

aşıkken bazen size çok mantıklı gelen şeyler başkalarına mantıklı gelmiyor... bazen çok destekliyorsunuz sevdiğiniz birisini, çok umutlandırıyorsunuz, ama sonra öyle bir şey oluyor ki; rüzgar tersine esmeye başlıyor... hayalleri pul pul olup dökülüyor, elinizden bir şey gelmiyor... onu umutlandırdığınız için üzülüyorsunuz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...