Ana içeriğe atla

Kavuşmak Dileğiyle ❤️



Gregory David Roberts, Shantaram'da şöyle diyor:


"İlk başlarda birini gerçekten sevdiğimizde en çok korktuğumuz şey onun bizi sevmekten vazgeçmesidir. Elbette aslında korkmamız gereken ölseler de, gitseler de onları sevmekten vazgeçememektir. Seni hala tüm kalbimle seviyorum Prabaker. Seni hala seviyorum. ve bazen sevgili dostum, sana veremediğim bu sevgi nefesimi kesiyor. Şimdi bile kalbim zaman zaman sensiz hiçbir pırıltısı, kahkahası ve uykusu olmayan bir kederin içinde boğuluyor."



Bir süredir ben de aynı şeyleri hissediyorum, nefesim kesiliyor. Seni özlemediğim tek bir an yok ve yokluğun çok büyük bir alan kaplıyor. Uyurken ve uyanıkken, iş yaparken ve dinlenirken, hatta kısacası her an yanımda olmana o kadar alışmışım ki ne beynim, ne bedenim gittiğin gerçeğini kabul etmek istemiyor. Çok zor oldu seni o çöl sıcağında bırakıp üç kişi çıkacağımız yola iki kişi çıkmak. Şimdi senden 12.042 km uzaktayız. Seni doğduğun ve büyüdüğün o bahçeye gömebilmeyi çok isterdim. Olamadı, yasaklara takıldık. Neyse ki bıyıkların İstanbul'da en sevdiğin gül ağacının altına gömüldü de küçücük bir parçanla bile olsa doğduğun yere dönebildin. 



Kedi olarak girdiğin evde evlat olarak sevildin, canımız oldun. Ne çok üzülmüştüm kimse seni sahiplenmek istemiyor diye... İyi ki de kimse istememiş seni kızım. İyi ki kimse istememiş de, bize kalmışsın. Sevgi dolu küçücük kalbini ve kısacık hayatını bize bağlamışsın. Gelişine hep iyi ki dedim, uyku vakti gelip de bizden önce yatağa koştuğun anlarda, her gece tombul gövdenle üzerimde uyuduğunda, her sabah günaydın demek için kucağıma uzandığında, sevilmek ve öpülmek için şımardığında, mama yerken ağzını şapırdattığında, tabağımızdan köfte çaldığında, sana güldüğümüz zaman utanıp kaçtığında, saklanıp aniden önümüze atladığında, hatta bizimle olduğun her an, bizi seçtiğin için şükrettim. Belki inanmayacaksın ama tuvaletten çıktıktan sonra gözümün içine bakıp patilerini silkelediğinde dahi! Seni tanımak, senin her anını yaşamak çok güzeldi. 



Gidişine çok ağladım, hala da ağlıyorum. Ama ne tuhaf ki yaram da, ilacım da sen oldun. Girdiğim ağlama krizlerinde beni yine sen sakinleştirdin. Bakışların geldi hep gözümün önüne. Sen mutlu bir kediydin ve hiç sevmezdin üzüntüleri, üzgünsek ya da ortam gerginse hemen kaçardın. Beni ağlarken gördüğün zamanlar, yüzüme boka bakar gibi bakar ve benden uzaklaşırdın. İşte, o bakışın benim ilacım oldu. Ağlarken aklıma geldiğinde hemen gülmeye başlıyorum. Sana helal olsun küçüğüm, bizi çok güzel eğitmişsin. Ama hakkını yemeyeyim kendini de çok güzel eğittin. Neredeyse konuşacaktın, erken gittiğin için dağarcığın iki kelimeyle sınırlı kaldı: "Anne" ve "ver". Ama o kadar güzel söyledin ki onları, birçok kişi duyduğu için deli damgası yemekten kurtulduk. 



Birlikte olduğumuz bu 5,5 senede o kadar çok şey oldun ki sen bana, bize... Biliyorum, hayatımdaki, hayatımızdaki yerini doldurmak mümkün olmayacak, sensiz hayat daha az tatlı olacak. Ama en azından içim rahat. Hiç istememiştin sokakta kalmayı ve tam bir kucak kedisiydin. Birçok kedinin aksine öpülmeyi çok severdin. Bizi seçtiğin andan itibaren sana kendimizden daha iyi baktık, kendimize vakit ayırmadık bazen, ama seni hiç ihmal etmedik, ne zaman istesen seninle oynadık, ne zaman istesen seni öpücüklere boğduk, ne zaman istesen kucaklayıp sarıldık. Ve diğer avuntumsa, artık senin için "acı"nın olmayışı, çektiğin tüm acıların yok olması...



Güzel kızım, çok sevildiğini bil ve gökkuşağının altında bizi bekle; illa ki geleceğiz.  Reçel'im, bebeğim, kedi böceğim... Ben eminim; elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarık Akan'a Veda

bazı insanlar vardır, samimiyetine, doğruluğuna inanmanız için tanımanıza gerek yoktur. sadece bilirsiniz.  tarık akan da o insanlardandı işte. size selam vermesi için sizi tanımasına gerek yoktu, göz göze gelmeniz yeterliydi. "ün"ü hazmedememiş kimileri gibi yapmacık, gurursuz ve büyük burunlu değildi. "halk"tı o... insandı...  kendisiyle tanışma imkanım olmasına rağmen neden bilmem tanışmadım. bakırköy'de olduğu gibi, yıllarca bodrum'da da karşılaştık, bazı günler ailesiyle şahbaz motel'e  gelirdi denize girmeye... çocuk halimle hayrandım, yetişkin oldum hayranlığım hiç a zalmadı. siyasi tavrını, dik duruşunu gördükten sonra hayranlığım daha da anlam kazandı.  hiç unutmam, gökyüzünün delindiği bir kasım günü bakırköy'de karşılaştık onunla. 2-3 metre aralıkla taksi bekliyorduk ve o benden önde duruyordu. o şemsiyesiz, ben şemsiyeli olduğum halde durdurduğu taksiyi bana gönderip kendisi o yağmurda beklemeyi seçti. öyle de nazik bir insandı.  kaz...

"Yalnızlıklar"dan

yalnızlık postacıların taşıdığı yüktür çoğu kez, birikir kalem uçlarında, kâğıtlarda, zarflarda. bakışlarda birikir, susuşlarda, bekleyişlerde, kapılarda ve birikim yüktür her zaman, yalnızlık bir yükün ağırlığıdır. yorgunluğumuzu o nesnenin kucağından o nesnenin kucağına gezdirirken, yürür ya da koşarken, coşarken ya da deli dolu yaşarken ansızın ölümü istemektir yalnızlık; kendimizin kendimize sağırlığıdır. (Hasan Ali Toptaş)

Körlük - Alıntılar

"Yapacağımız her hareketten önce ciddi olarak düşünmeye başlasak, vereceği sonuçlan önceden kestirmeye çalışsak, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da ortaya çıkması düşünülebilecek sonuçları düşünmeye kalksak, aklımıza bir şey geldiğinde, bulunduğumuz yere çakılır, hangi yöne olursa olsun bir adım bile atamazdık. Sözlerimizin, hareketlerimizin iyi ve kötü sonuçları, kuşkusuz, ilerde yaşayacağımız günlere, hatta bizim bu sonuçları doğrulamak, kendimizi kutlamak ya da başkalarından özür dilemek için artık bu dünyada bulunmayacağımız günlere göreceli olarak düzgün ve dengeli biçimde dağılır, zaten kimi insanlar da bu durumun ölümsüzlük denen ve çok sözü edilen şeyin ta kendisi olduğunu ileri sürer," "Hepimizin üzerimizde ikinci bir ten gibi taşıdığımız, adına bencillik denen şeyden yoksun kişi henüz anasından doğmadı, o ikinci ten öylesine kalındır ki, birinci tenimiz bir evet ya da hayır yüzünden hemen kanarken ona hiçbir...