Ana içeriğe atla

Shantaram - Alıntılar



* Bir adamın kalbinde ne kadar kötülük olduğunu ancak gülümsediğinde görebilirsiniz.




* Küçük düşürüldüğümüzde hissettiğimiz utancın bir kısmı da insan olmaktan duyduğumuz utançtır. 



* Suçluluk, üzerimize sapladığımız bıçağın kabzasıdır, aşk ise bıçağın kendisidir. Ama bıçağı keskin tutan endişedir. Sonunda hepimiz endişeye mağlup oluruz.



* Zalimlik aynı zamanda bir çeşit korkaklıktır. Zalimce bir kahkaha yalnız değilken korkakların ağlama şeklidir. Acı çektirerek de yas tutar böyle insanlar.



* Yani her şeyi olduğundan ya da gerektiğinden daha zor hale getiriyorsunuz. Hayatın gerçekleri oldukça basittir. İlk başlarda hayvanlardan, havadan, ağaçlardan, gecenin karanlığından, yani birbirimizden başka her şeyden korkuyorduk. Şimdi ise birbirimiz dışında hemen hemen hiçbir şeyden korkmaz hale geldik. Kimse diğerinin neyi, neden yaptığını bilmiyor. Kimse doğruları söylemiyor. Kimse mutlu değil. Kimse güvende değil. Dünyada yanlış olan onca şey arasında yapabileceğin tek şey var, o da hayatta kalmak. Hayatta kalmak zorundasın. İşte bu ikilemden dolayı da bir ruhumuz olduğu ve kaderimize önem veren bir Tanrı bulunduğu yalanına inanıyoruz.



Dünya, bir milyon kötü adam, on milyon aptal adam ve yüz milyon korkak tarafından yönetilir. Zenginler, politikacılar ve din fanatikleri gibi kötü olanlar güç sahibidir. Onların kararları ile dünya dönmeye ve kıskançlık ile yıkıma gitmeye devam eder.

Koskoca dünyada, yalnızca bir milyon tane gerçekten kötü adam var. Büyük güç sahibi olanlar ile zengin olanlar, yani kararları uygulanan bir milyon kişi. Sayıları on milyon olan aptal adamlar ise kötü adamların aldıkları kararları uygulamaya çalışan askerler ve polislerden ibaret. Onlar, on iki anahtar ülke ile diğer yirmi ülkenin ordusu ve polis güçleri. Toplamda gerçek bir güce ya da yaptırıma sahip olmayan on milyon kişi var. Genellikle cesur insanlar olduklarına şüphe yok fakat aynı zamanda aptallar, çünkü hayatlarını onları satrançta birer piyonmuş gibi kullanan hükümet uğruna vermeye hazırlar. Oysa uzun vadede o hükümetler, onları her zaman hayalkırıklığına uğratıp bir başına bırakıyor. Ülkeler, savaş kahramanlarını görmezden geldiği kadar kimseyi görmezden gelmemiştir.
Yüz milyon korkağa gelince, onlar da kötü adamların bildiğini okumasına izin vererek başlarını diğer yana çeviren bürokratlar ve memurlar. Onlar bu bölümün başı, şu komitenin sekreteri ya da diğer kuruluşun başkanı. Müdürler, yetkililer, belediye başkanları, mahkeme görevlileri. Kanunları uyguladıklarını ya da sadece işlerini yaptıklarını ve bunu yapmazlarsa bir başkasının nasılsa yapacağını söyleyerek kendilerini savunurlar. Onlar neler olup bittiğini bilen ama bundan asla bahsetmeyen, bir adamı idam mangasının önüne götüren kağıdı imzalayan ya da bir milyon insanı aç bırakarak yavaş bir ölüme mahkum eden yüz milyon korkaktır. "
İşte böyle, dünya bir milyon kötü adam, on milyon aptal adam ve yüz milyon korkak tarafından yönetiliyor. Geri kalanlarımız, yani altı milyarımız da, bize ne söylenirse onu yapıyoruz. 

* Geçmişi reddedebiliriz fakat onun işkencesinden kaçamayız, çünkü geçmiş kim olduğumuz gerçeğiyle birlikte bizi ölünceye kadar adım adım takip eden bir gölgedir.

* Hastalıklı sevgi ile kıskançlığın zamana, mekana ya da mantığa saygısı yoktur. Kıskançlık bir ölüyü bile diriltebilir ya da bir yabancıdan sadece isminin söylenişi nedeniyle nefret etmenize neden olabilir. 

* Bir adama nasıl da boş yere umut ettiğini gösterirseniz onun sevilmek isteyen inançlı, parlak yanını öldürürsünüz.

Sevmemen gereken biriyle başbaşa kalmak her zaman büyük bir aptallıktır.

Para bütün kötülüklerin kaynağı değildir. Asıl kötülük paranın kaynağıdır. Temiz para diye bir şey yoktur. Dünyada geçerli her para bir şekilde kirlidir, çünkü onu kazanmanın temiz bir yolu yoktur. eğer çalışmanın karşılığında para alıyorsan, bir yerlerde birileri bu nedenle acı çekiyordur. 

* Geçmişin pelerini duygu parçalarından kesilip bulmaca gibi dikilir. Çoğu zaman bu pelerini üzerimize giyer ve ilerlemeye çalışırken onu da peşimizden sürükleriz. Her şeyin bir anlamı ve nedeni vardır. Her hayatın, her sevginin, her hareketin, her hissin ve düşüncenin bir nedeni ve  önemi vardır. bir başlangıcı ve sonunda oynadığı bir rolü vardır. Bazen bunu görürüz. Bazen de geçmişi öyle net görürüz, öyle büyük bir keskinlikle göstergeleri okuruz ki zamanın attığı her dikiş amacını ve içinde barındırdığı mesajı açığa çıkarır. Ne kadar iyi ya da kötü yaşanırsa yaşansın hayattaki hiçbir şey başarısızlıktan daha öğretici, kederden daha berrak değildir. Bize kazandırdıkları küçük, değerli bilgelikle, korktuğumuz ve nefret ettiğimiz düşmanlarımız olan acının ve başarısızlığın bile var olma nedenleri ve var olma hakları vardır.

* Bir adamı kral yapan tek şey kendi ruhunun krallığıdır. Bir anlam taşıyan tek güç dünyayı daha iyi bir yere dönüştürme gücüdür. 

* ilk başlarda birini gerçekten sevdiğimizde en çok korktuğumuz şey onun bizi sevmekten vazgeçmesidir. elbette aslında korkmamız gereken ölseler de, gitseler de onları sevmekten vazgeçememektir. seni hala tüm kalbimle seviyorum prabaker. seni hala seviyorum. ve bazen sevgili dostum, sana veremediğim bu sevgi nefesimi kesiyor. şimdi bile kalbim zaman zaman sensiz hiçbir pırıltısı, kahkahası ve uykusu olmayan bir kederin içinde boğuluyor.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...