Ana içeriğe atla

ben, kendim VI


* gezelim görelim öğrenelim cinsinden program yapanları çok kıskanıyorum... hem geziyosun, hem bir sürü şey öğreniyorsun, hem para kazanıyorsun, ne güzel...

* bir kedi istiyorum... british shorthair veya chartreux... ama ya hakkıyla bakamazsam, pisiciği mutlu edemezsem diye düşündüğümden alamıyorum...

* şimdiye kadar -öğrencilerimle dahi- emir cümleleriyle konuşmadım desem yalan olmaz. hiç tarzım değil. ayrıca çok itici geliyor.

* erteleme huyumdan, iradesizliklerimden nefret ediyorum...

* etrafımdaki tanıdık-tanımadık herkes çok güçlü olduğumu düşünüyor. çok fazla duyuyorum bunu. her sorunun üstesinden gelebilecek, istediği her şeyi elde edebilecek gibi görünüyormuşum. aslında çok güçlü değilim, sadece hayata isyan etmiyorum, sızlanmıyorum o kadar... hayat her şeyden sonra devam ediyor, ben de iyi veya kötü, mutlu veya mutsuz, hızlı veya yavaş eşlik etmeye çalışıyorum.

* yaşadıklarımı çok dillendirmiyorum. kan kusup, kızılcık şerbeti içtim diyenlerdenim. bundan dolayı beni yakından tanımayan birçok kişi beni cennet bahçesinde sorunsuz yaşıyorum sanıyor. tanıyanlarsa yüzümden, sesimden hatta sessizliğimden her şeyi okuyabiliyor (bkz: ışıklı tabela)

* canım hiç kıymetli değil... kendimi hor kullanıyorum, çok farkındayım... ama başka türlüsü de elimden gelmiyor. bir tek yaşamım, yapmak istediğim birçok şey ve sorumluluklarım var... hiçbirisinden vazgeçmek istemiyorum, bedenim benden vazgeçene kadar... o yüzden hor kullanmaya devam...

* bi de şu baloncuklar var yaa, onlara bayılıyorum :)

Yorumlar

UykusuZ dedi ki…
bis seni sevios ;)
Funda dedi ki…
ne kadar tanıdık geldi ilk maddeden itibaren :)
Fısıltı dedi ki…
onyüzbin baloncuk yuttum :)
iris dedi ki…
decisions ben de sizi seviyorum :))
iris dedi ki…
fısıltımm ben de yuttum vallahi :))
iris dedi ki…
sevgili funda,
biz bize benzeriz :))

ben de absalom'a yazdığınız yorumda "atlılarrr atlılarrr"ı okuyunca sizi kendime çok yakın hissetmiştim :)
absalom dedi ki…
a a ben kendim :))
pek seviyorum ben bu seriyi...

kedi işi şöle oluyo carmen.
aldın mı tamam artık.
bi daha bırakamazsın aranızda bağ oluşur.
bakınız IV. serseri william ve ben :))

kediciği mutsuz etmezsin mutlu etme işin en kolay kısmı.

en basitinden bi örnek,
mesela babaya gideceksin...
kardeşe zilli yeğene gideceksin...
23 nisanda tatile gideceksin...
nolucak pisi?

hayatın asla tek kişilik hayat olmaz o saaten sonra.
hatta çoğu zaman ona göre düzenlemek zorunda kalırsın zamanını.
göze alıyosan.
hazırsan.
hiç durma şahane bişe :))

ama tam emin deilsen acele etme.

derim ben nacizane.
iris dedi ki…
vronsky :))

beni zaten en çok o evde olmadığım zamanlar düşündürüyor zaten... yazları genellikle evde olmuyorum 1-2 ay... otel hariç gittiğim her yere pisimi de götürürüm de, benden başka kimse sevmiyor ki, kardeş hariç :(

öyle hayvan oteline falan da bırakmayı hiç istemem...

tek kararsızlığım bundan... yoksa ben onu çok severim ki :)
absalom dedi ki…
zor zor carmen.
heryere götüremiyosun.
doğal olarak herkes sevmiyo.

mesela anne bi yere gidecek arkadaşına kardeşilerine oraya buraya.
sırf billye bakıcılık yapmak için kalkıp nerelerden gidiyorum.
mecbur başında oturuyorum.
yoksa yannız bırakıp gidemezsin.

ha iyi tarafları zaten şahane anlatmaya gerek yok.
evin zibidisi küçük oğlanı kabadayısı.
herşeye de değiyo :)))
iris dedi ki…
babam yine ses çıkarmaz, sever belki de, babamın eşi zaten temizlik hastası :) yavruşumu çamaşır suyuyla falan zehirler ya da o olmadı, intihar eder diye korkuyorum :)

iştee ben de zibidiii istiyorum :)
serserii istiyorum :)
böylee istediği zaman sırnaşsın, istemediğinde burun kıvırıp, kıçını dönüp evin içinde salınsın istiyorum :))
harikasın dostum (:

sağlıcakla
iris dedi ki…
çok teşekkür ederim ki :)
o sizin harikalığınız efem :)
kanilski dedi ki…
sıradan ve sırada olmayanlara rastlamak ne güzel, "uyumsuz" birinin yazdıklarını okumak...
iris dedi ki…
çok teşekkür ederim sevgili kanilski :)

azcık huysuzum, azcık uyumsuzum lakin bu halimle çok mutluyum ;)

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...