Ana içeriğe atla

aralığa girmişken...

çok uykum var, ama yatamıyorum. çünkü bir sürü işim var...
bir insan 12 sınıfın dersine girer ve iki sınıfın da sınıf öğretmeni olursa, evde bile sürekli çalışmak zorunda kalıyor.
anasını satayım neredeyse 20 saat mesaim var...
ah bir de o topuklularla sürekli ayakta durmak yok mu?!
topuklu giyinip de şikayet etmeyen kadınları takdir edip, alınlarından öpüyorum valla... ayrıca da imreniyorum ama o başka bir konu.

***

ben her aralık depresyona girerim... yine geldi aralık, yakındır heyheylerimin üşüşmesi; ama biraz daha zaman var. aralığın 15'i hele bir gelsin... yılbaşına kadar ancak toparlanırım. gerçi bir çözümü, çaresi yok. gidenler hiç gelmeyecekler... ve ben yine kader, kısmet, ömür işte diyip susacağım.
öyle işte...

***

vronskyciiim, verdiğim sözü unutmadım... ama inan vaktim olmadı... sözüm söz :)

Yorumlar

UykusuZ dedi ki…
yavrucum, Allah kolaylık versin, öğretmenlik güzel bişidir,
ayrıca öretmenin vurduu yerde çiçek biter
iris dedi ki…
amiinn uykusuzum jedayım :)
öğretmenlik güzel bişii bence de :)

Bu blogdaki popüler yayınlar

ara

ilişkilerle ilgili en gıcık olduğum kavramlardan birisi "ara verme"dir. hiç anlamam... bilgisayar mıyız lan biz, kapayıp açtığımızda eski, normal işleyişimize geri dönelim? mesele özlemekse, bunu dillendirmeden bahaneler uydur, görüşme, özle... mesele sorunlarsa konuş, anlat, dinle, çözmeye çalış... bir süre görüşmediğinde sorunlar ortadan kalkacak mı? ama mesele bu değil elbette. ara vermek ayrılığın önsözünü yazmaktır. kolaylaştırmaktır bir nevi... ilişkiye ara verilir, zaman geçer, bu sürede onsuz da yaşanılabildiği keşfedilir, ufak sorunlar göze batmaya başlar; zaman geçer, kişiler geçen zamanda kendilerini ayrılığa alıştırır... sonra birleşilir yeniden, ama kaçınılmaz son kapının eşiğinde beklemektedir... küçük bir kıvılcıma bakar her şey, önsözden sonra, roman da biter...

aynılarından istiyorum :)

bunların ikisini de istiyorum! çok tatlılar, çok! kedinin o kızgın bakışları, kızın o muzur ifadesi... lütfen, bana da... süphaneke dinimiz amin!

şimdi, biliyorum

"bu sabah yağmur var istanbul'da", ben pencerenin ardına saklanmış sokağı izlemekte ve içimdeki tekir kırgın kırgın bakmakta yüzüme... bugün anılardan başka hiçbir şeyim yok... elimdeki "aşk" dolu kupadan yudumlayarak yağmuru izliyorum... ve bekliyorum sanki, hiç gel(e)meyecek birini... oysa gelse şimdi, aniden çalınsa kapı, kapıyı açtığımda karşımda o olsa... bir an bakışsak, sonra hiç vakit kaybetmeden sarılsak... ayrılmasak... "geçmiş"in ve "gelecek"in olmadığı sonsuz bir "şimdi" içinde... bugün yağmur var istanbul'da... rüzgâr, o hiç gel(e)meyecek olandan şarkılar fısıldarken, ben cumbada eski bir istanbul hanımefendisi suretinde beklemekte... ve dışarıda hüzün var bugün, bu gece, bitmemecesine... o burada... gelse de, gelmese de... yüreğimdeki tekir kıpırdanıyor, tatlı mırıltılar içimde... biliyorum benimle ve o bilmese de; tar/lihim ellerinde...